Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
YAZARLAR SAMİ EREN
12
14
16
18
20/08/2014 00:04
ÇİN TAKVİMİ YA DA GREGORİAN TAKVİMİ,
 
NE OLURSA OLSUN İSLAMCILIK KAZANIR.
SAMİ EREN
             Çin takviminde ejderha yılı, at yılı gibi ... yıllar ve bunların karşılığı olarak burçlar vardır. Her yıl bir hayvana karşılık gelir, o hayvanın genel özellikleri o kişinin burcunu oluştururmuş. Budizm’den gelme batıl iş işte. Bu yoruma göre devletlerin de doğumları vardır. Burçları hatta. Ülkemiz 1923 yılında, yeni bir isim ve tanım aldığından doğum tarihi ve özelliklerine bakabilirsiniz. Boş iş diye geçebilirsiniz de. Ben de öyle yapıp geçiyorum. Geçmek istemeyen arkadaşlar, burçlar ve özelliklerine bakabilir, hatta bulabilirlerse basılı kitaplar falan var. Bir Yıldıznâme’den hangi yıllar sıkıntılarla dolu diye komplo teorileri ve ya kehanetlerinde bulunabilirler. 

            Ya da erinmeden, birkaç strateji dergisinden ekonomi, sosyal fallara bakabilirler. Bu yaz çok sıcak geçecek. Ben biliyordum diye beylik laflar da edebilirler. Yaşadıklarımı yazmak daha tutarlı geliyor bana kuzen. Yazıyorum işte, Sitem ed
ip durma. Yıldıznâme’yi falan da bir başka yazıda yazacağım: gizli ilimler diye.
              Geçtiğimiz yıl Gezi olayları başladığında o zamandaki hay huy içinde olayların böyle devam edeceğini, hız kesmeden son sürat devam edeceğini tahmin edemezdik.  Ancak sosyal olaylar içinde bizzat rol alanlar, bu tür olaylarla ilgili sosyolojik çıkarımlarda bulunanlar, olayların daha yeni başladığını söylediler. Önceki olaylara hiç benzemiyordu. Ama, ortalığı bayağı bir şekilde karıştırdılar. Hükümet, Eğitim, İslamcılık, Nurculuk, Paralelcilik, Devletçilik…gibi kavramlar ya yeniden tanımlandı, ya da güncellendi işte. 
                      2013 Haziran öncesi, orta doğuda, bizim halkı Müslüman olan coğrafyamızda, Arapların yoğun bulunduğu ülkelerde, Tunus, Libya, Mısır, Suriye gibi ülkelerde halkın yönetim tarzlarına ve idarecilerine, değişim ve düzenleme adına ititarzda bulunmaları patlak verdi. Arap Baharı diye genel bir tanım konuldu. İhvan-ı Müslim, adını ülkemiz İslami çevrelerinde eskiden beri duyduğumuz, Arap ülkelerini etkileyen bir akım, yeniden ortaya çıktı. Nerede kalmıştık dediler. Ancak, istenen, gönlümüzün istediği oluşlar/duruşlar oluşamadı. Hoş Arap Baharının, adını kim koyduysa, romantik bir isim algılanması oluşturduğundan ilkbahara benzettiydim. Bununla ilgili bazı kuzenlerle farklı düşündüm. Ama olsundu. Düşünüyordum. İyiydi. Onlarda düşünüyordu. Farklı düşünüyorlardı bana göre. Ama olsundu. İslam Ülkelerindeki bu değişimler, kâğıt üzerinde de olsa, iyiydi. Kuzenlerin az bir kısmıyla bu yüzden farklı düştük. Onların bir kısmı, bu oyları Küresel sermayeye, Kapitalizmin yeni Pazar iştahasına bağladılar, çok ta ümitlenmenin saflık olduğunu, yaşımıza başımıza bakmadan küt diye söyleyiverdiler. Ne yalan söyleyeyim, zoruma gitti, ama yutkundum kalmadım, söylendim durdum. Tamam kuzen, bunların bir kısmını daha önce yazmıştım ama ne yapayım, hem içimden atamadım, hem de olayların birbiriyle bağlantılı olduğu görülüyor buradan, hoş gözlerim bozum, ne yapayım böyle görünüyor, Sen demiyormuydun gördüklerini kat, öyle yaz. Basit sade olsun diye. Ben de öyle yapıyorum işte.
                 Ancak sonraki dönemler, okulların açılması ve eylül ekim aylarından sonra yaklaşan mahalli seçimler, Türkiye için bir Cemaat-bahar, hazırlanıyormuş. Cemaat, yeni dönemde oturtulan ismiyle Paralelciler, Politik zeminde dile getirilen Haşhaşiler, Ömer Lekesizin deyimiyle Hizmetçiler, kendi baharlarını ortaya koymaya çalıştı.

 
              Seçim öncesi birkaç ay öncesi, Ayakkabı kutuları, Tevhid-Selam Dinlemeleri… Yolsuzluklar diye bir baharı ortaya koydular. Beş on sene önceki bir Din Kültürü öğretmenleri seminerinde, bazen gidiyorum kimsin, niye geldin demediklerinden, memleketimden insan manzaralarını izliyorum. Öğrencilerimizin kimlere emanet olduklarını izliyorum. Orada çoğunluk, emen olun yüzde elli bir’den fazlası, hadi gerçekçi olayım, yüzde seksen doksanı, derslerinde sır kapısından, sızıntıdan dem vurduklarını söylediler. Tartıştık falan ama, haklı olduklarını, bu tür anlatılarla dersleri işlediklerini söylemişlerdi. Kırılmıştım öğretmenlerimize. 
           Ne olduysa olmuşdu, eski MGV’li, Radikal arkadaşlar gitmiş, yerine yenileri gelmişti. Mutantlar arasında kalmıştım sanki. Güce ulaşmışlar, doğruyu bulmuşlardı. Üzüldüm. Abartmıyorum. İzmir’de bu olay, eğitim camiasının birçok kesiminde aynıydı. Siyasi çalışmalarda/tercihlerde yoğunlukla bulunan arkadaşlar, Geçmiş geçmiş te kaldı cancağızım, inat etmemek lazım, bu kesim işini iyi biliyor, hem başarılılar, bakınız yurtlar, okullar, Kültür sanat sayfalı gazeteleri… öğrenci için ilgili mekanlar... Diye demedikleri kalmıyor, laflarını ortaya küt küt koyuveriyorlardı. İtirazda bulunan kimseleri ki, bir elin parmaklarını geçmeyen kişiler, “Bak! Hoca efendiye öyle laflar ediyorsan, misafir falan dinlemem, kalkar gidersin.” Diye tehditliyorlardı. (Tamam, “nostalji yapmayayım, kime ne, senin daha önceden böyle düşündüğün, sen yazını yaz, ama dağıtma.” Toparlayayım diyorsun, haklısın kuzen. Toparlıyorum.) 
             Aralık arkasından Ocak ve Şubat yoğun bir propaganda. Taraf olmasanız da zaman zaten olamazsınız. Şaka şaka. Taraf oluyordunuz. Ya Tayyib’e taraftınız ya da değil. Kim ne derse desin Olaylar bu isim etrafında dönendi. Ya evet. Ya hayır. Ne evet ne Hayır diyenler de vardı, ama onlar Ulusalcılar ve ya diğer partiler arasında kaldılar. Gizlice Paralel-Hoca tarafında olanlar da vardı. Çok sürmedi, taraflar belli oldu. Paralelciler, olayı İslamcı karşıtlığı adına başlattıklarından, İslamcıların parayla bozulduklarını, yağmacılar olduklarını, dış politikayı beceremediklerini ileri sürmeye başladıklarında paralelci olmadık. Önceden de anlaşıldığı üzere Cemaatçi olmadığımız gibi. Olayın kasa, masa meselesi olmadığını anlayan durumdan vazife çıkaran, sorumluluk ihdas eden arkadaşlar çoğaldı çevremizde. Bir önceki senelerde İzmir Fuarına Türkçe Olimpiyatlarını giden İmam Hatip öğrencileri, Abdurrahman Dilipak söyleşisine katıldılar. Oy meselesi değil, varlık mücadelesi tanımları yapılmaya başlandı. Hayatta kalma mücadelesi.
              Arkasından Beddua- mülaane de anlayabilirsiniz fark etmez – seansları düzenlenmeye başladı. İnan kuzen bir öğretmen arkadaşın kızından dinlediğini söylüyorum. Annesi eve gelen kadınlarla Perşembe sohbetinde Tebbet suresi ve anlamıyla işlemiş dersi. Eşine soramadığından kızından almış haberi. İnanmadıydık. Ama sonra… Nereden nereye. Evli olup ayrılanları duyduydum. Karışık işler işte. İşler güçler karışık. Gene dağıttım. Seçim bitti. Yerel seçimler İzmir, Yine son kale Aziz’in elinde kaldı. Diğer şehirler, Tayyip Bey için Güven Oyu oldu. Çok sürmedi. 
              Fakat paralelciler çatışması devam etmekteydi. Cumhurbaşkanlığı çalışmaları başladı. Ekmel bey çıktı meydana. Ekmek adına. Kardeşlik adına. Paralelcilerin Dershane olaylarından önceki bir reklamda olduğu gibi, Şimdi Kardeşlik Zamanı, Ekmel Zamanı, tutmadı. Kardeşlik zamanının tutmadığı gibi. Ulusalcılar dâhil 10 küsur partiyle ortaklık kuruldu Ekmelin etrafında saf tutuldu. Seçime katılındı ama tutmadı işte. 
              Biliyorum, politik/siyasi yazılar az olmalı ama, dayanamadım kuzen, bu satırları kaleme aldım. Çünkü içinde yaşadığımız ülkede kültür sanat ve edebiyat konjonktür’den çok etkileniyor. Bir eğitimci arkadaşın yazılarını özene bezene okuduğu Ahmet Turan Alkan Paralel de kaldı. O da bu tarafta. O, oradan yazmakta kiniyle, kızgınlığıyla ağır cümleler kurmakta, eğitimci arkadaşımız buradan yazıp durmakta.  Sanal ortamlar, alabildiğine safını belli etme yerleri oldu. Bazı bürokratlar, bu ortamlardan kimin ne olduğunu seçiyor, bir yerlere mesajlar veriyor. 
                   Sosyal bir Mesaj  vererek yazımı bitiriyorum kuzen. Subliminal Mesaj, Bilinçaltı mesaj değil, direk: Kedi kazanır diye bir cümle çıktı bu yazın. Sıcaklarda hoş bir reklam. Ne olursa olsun kedi kazanıyor. (Kedi hep dört ayak üzerine düştüğünden midir nedir bilmem.) 
-Vestel klima duvara takılır, kedi kafasına göre takılır. Kedi kazanır.
-Vestel klima soğuttu mu tam soğutur, kedi sevdi mi tam sever. Kedi kazanır
-Vestel klima az enerji harcar, kedi hiç enerji harcamaz, uyur. Kedi kazanır.
-İçerden tıkırtı geliyorsa vestel klima değildir, içerden tıkırtı geliyorsa kedidir kedi. Kedi kazanır.
-Vestel klimayı mağazalarımızdan alabilirsiniz ama evinize bir kedi alırsanız, onu da sokaktan ya da barınaktan alırsanız kedi kazanır.
                 Ne vestel ne de kedi reklamı yapıyorum. İki yaz önce Mümtazer’in başlattığı İslamcılık öldü tezine karşılık diyorum ki sonuçta İSLAMCILIK KAZANIR.
 
Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR