Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
YAZARLAR RAMAZAN EGE
12
14
16
18
23/07/2015 21:29
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----

RAMAZAN EGE

          Evrensel mesajı ve esası itibarıyla dünyaya esenlik, barış ve huzur getirmeyi amaçlayan İslamiyet’in, İslam toplumları içerisinde mezhep ve cemaatler arası yaşanmakta olan ayrılıklar sürdüğü müddetçe söz konusu evrensel barışı gerçekleştirmesi ihtimal dâhilinde gözükmemektedir.

            Hâlbuki özü itibarıyla tüm Müslümanları bir vücudun azaları gibi kabul eden İslamiyet, Kuran-ı Kerim’in ifadesiyle “Hepiniz toptan barışa girin” (Bakara, 208) diyerek mesajını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Buna ek olarak Allah müminleri nasıl görmek istediğini yüce kitabındaki ilahi mesajları ile inananlara bildirmektedir:

“(Ey iman edenler) Hepiniz toptan Allah'ın ipine sarılın ve ayrılığa düşmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani o siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O gönüllerinizi birleştirmişti. O’nun sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız." (Àl-i İmran Sûresi/103)

"(Ey iman edenler !) Kendilerine apaçık beyanat geldikten sonra, bölünen ve ihtilafa düşenler gibi olmayın ." (Al-i İmran Sûresi, 105)

"Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz. ” (Hucurat Suresi/10)
"Dinlerini ayrı ayrı fırkalara bölüp de, parçalananlara gelince: Senin onlarla hiçbir alakan yoktur." (En'am Sûresi, 159)
"Dinlerini ayrı ayrı fırkalara bölen ve gruplar haline gelip, her bir grup kendilerinde olanla öğünen müşrikler gibi olmayın." (Rum Sûresi, 31-32)
"Dini doğru tutun ve onda tefrikaya düşmeyin!" (Şura Sûresi, 13)

          Hz. Peygamber’in “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” hadisinden hareketle İslam dairesi içerisinde oluşan Kuran ve sünnete dayanan mezhep ve cemaatleri aynı istikamet üzerinde ilerleyen, büyük İslam ana caddesinin birer yolcusu olarak görmek doğru olan tavırdır. Hiç kuşkusuz, bu noktada yanlış olan yolcuların birbirine düşmesidir ki yukarıda geçen ayet-i kerimeler bunu net bir biçimde yasaklamaktadır. Zira farklılıkların birer zenginlik vesilesi olması ile birliği bütünlüğü bozan fitne vesilesi olması arasında çok ince bir çizgi bulunmaktadır. Şüphesiz ki mühim ve öncelikli olan sözünü ettiğimiz ana caddeden, yani tevhid yolundan ayrılmamaktır. İkincil olarak da farklılıkları ortak bir dayanışma çabasına dönük olarak değerlendirmek, Sünni-Şii vb. kategoriler üzerinden kavramlara boğulup, ötekileştirme aracı haline getirmemek gerekmektedir. Zira etnik kimliği, vatanı, rengi, cinsiyeti ve diğer aidiyetleri ne olursa olsun, Kuran-ı Kerim’in açık hükmü ile “Müminler ancak kardeştirler”. (Hucurat Suresi, 10)

           Hıristiyanlık tarihi boyunca farklı mezheplerin, İslamiyet’tekinden farklı bir tarihsellik içerisinde adeta birer ayrı din haline gelmesi ve birbirileri üzerinde hak din olmak iddiası yürütmesi sonu gelmeyen çatışmalara, mezhep savaşlarına sebebiyet vermiştir. Hıristiyan Batı’nın tarihi bu yolda yapılan savaşlar ve dökülen kanları yazmaktadır. Bu örnek Müslüman toplumlar önünde acı bir ibret olarak durmaktadır.

           Müslümanlara öteden beri ümmetin âlim ve ulemaları tarafından ısrarla tavsiye edilen ittihad fikri günümüz şartları içerisinde dünyanın dört bir tarafına dağılmış olan müminlerin tek bir devlet çatısı altında toplanmalarından ziyade daha geniş perspektifli bir işbirliğini hedef almalıdır. Siyasi, dini, askeri, kültürel ve ekonomik manada ortaya konacak olan bu perspektif özünde ortak karar alma mekanizmaları geliştirmeyi ve dünyadaki gelişmelere karşı ortak bir bakış, hedef ve hareketi kapsamalıdır.

         İslam dışı unsurlar tarafından gerçekleştirilen mütecaviz saldırılar karşısında, Bosna, Afganistan ve Irak örneklerinde yaşandığı gibi, bölünme yaşanmaması esas olmalıdır. Farklı gerekçelerle bir kısım Müslümanların Batılı güçler yanında mevzilenmeleri yahut tarafsız kalmaları gibi acı görüntüler ortaya konmamalıdır. Benzer bir biçimde İran-Irak Savaşı yahut Irak-Kuveyt Savaşı gibi Müslüman toplumların kendi içlerinde bir mücadeleye girmeleri halinde böylesi bir duruma son vermek adına müdahale diğer Müslüman toplumlar ve devletler tarafından ortaklaşa yapılmalıdır. Zira Kuran-ı Kerim’de Hucurat Suresi 9. Ayet buna işaret etmektedir: “Eğer mü'minlerden iki taife birbiriyle savaşırsa, hemen aralarını düzeltin. Eğer onlardan biri diğerine saldırırsa, o vakit Allah'ın emrine gelinceye kadar saldırganla savaşın. Allah'ın emrine geldiğinde, aralarında adil bir şekilde barış yapın ve adaletli olun. Şüphesiz Allah, adil olanları sever."

      Oryantalistler, XIX. Yüzyılda Batı sömürgeciliğine karşı en güçlü direnişin İslam dünyasından geldiğini ifade etmektedirler. Müslümanlar nihayetinde yenilseler de Batı sömürücülüğü karşısında en çok direnen Sömürgecileri en çok zorlayan unsur olmuştu. Batı yayılmacılığından sonra dünya üzerinde kendine ait değerlerini ve kimliğini koruyabilen ve Batının egemen ideolojilerine ve bunlara karşı yine Batı kendi iç dünyasında ürettiği alternatiflere karşı söylenebilecek sözü tasavvur edilebilecek bir medeniyet algısı olan yegane toplum Müslümanlardı. Dünyanın diğer toplumları batı karşısında eriyim dinamizmlerini yitirirlerken Müslümanlar bir şekilde ayakta kalmayı başarmışlardı. İslam dünyası bunu bazı özelliklerine borçluydu. Etnik yapıları yerel kültürleri siyasi kaygıları ekonomik ve sosyal koşulları birbirlerinden oldukça farklı olan İslam dünyası Aynı kitabın etrafında toplanmış tek bir kitabı aynı dilde okuyan bir toplum haline gelmişti. Aynı yöne dönüp aynı dilde ibadet ediyorlardı. İşte bu ortaklık çok güçlü bir birliği meydana getirmişti. Bunun çözülmesi de çok zordu. Dünyanın her hangi bir yöresinde Müslümanlar aynı dilde yapılan aynı çağrı ile ibadetlerine çağrılıyorlardı. Bu bile başlı başına bir birliktelik sağlıyordu. Oysa ki Batı dünyası tüm ortak çıkarlarına rağmen 25 ayrı dil üzerinden anlaşmaya çalışıyordu. Ortak ibadet ve din dilinin korunması Müslümanların birliğinin de temel koruyucusu olmuştu.

           İslam Uygarlığı Dünya tarihi boyunca insanlığın elde ettiği en büyük başarı olmuştur. Dünya üzerinde bir güç sadece inanç bağları üzerinden oluşmuştur. Sadece inançlarıyla bir araya gelen farklı ırk dil ve kültürden insan sadece aynı inanç etrafında güçlü ve köklü bir kültür ve bir büyük güç oluşturmuşlardı. Böylece Dünya çapında bir güç sadece inanç üzerine kurulmuştur. Dünya asli coğrafyasını oluşturan üç kıtada bulunan ülkelere yeniden çeki düzen vererek şekil veren bu manevi devrim; yeni bir imparatorluk kurmuştur. Bu inanç imparatorluğu dünya uygarlığına yeniden çeki düzen vermiş çok önemli katkılarda bulunmuştu. Hakimiyetini koruduğu çağlarda dünya barış ve huzur iklimi içinde yaşayabilmişti.  İslam’a inanlar ve Allah’ın emirileri etrafında kardeşler olanlar çok değil yarım asır içinde Roma imparatorluğundan daha büyük bir imparatorluk kurdular.

            İslam uygarlığı bütün başarılarını kardeşliklerini korudukları müddetçe gösterebilmişti.  İslam’ın klasik çağının geride kaldığı asırlarda aynı inanca mensup farklı siyasi ve itikâdi yapılar ortaya çıkmıştı. Bu  zaman zaman devletlerin kedi siyasi ve ekonomik hesaplarının çatışması neticesinde Müslümanların kendi aralarında karşı karşıya gelmelerini ve çatışmalarını beraberinde getirmişti. Fakat bu çatışma ortamına rağmen inancın ve kültürün ortak güçlü bağları siyasetin soğuk yüzüne rağmen Müslümanları birbirlerine bağlamaya devam etmekteydi.

Devletlerin karşı karşıya geliyor oluşu yahut itikâdi farklılıkların alimlerce hararetle tartışılıyor olması Müslüman toplumu birbirinden koparmıyor; bağlar varlığını koruyabiliyordu. Modern çağlara gelinceye kadar varlığını bir şekilde devam eden bu yapı günümüzde eksikliğini açıkça hissettirmektedir. Bu yapının çözülmesi yenilgiyi getirdi yoksa yenilgi mi bu yapıyı çözdü tartışma konusudur. Nihayetin de Müslümanlar günümüzde kendilerini koruyan birlik duygularından mahrum olarak yaşamaktadırlar.  

Kuran-ı Kerim’in Müslümanların kardeşliği noktasında yukarıda zikredilen açık emirlerine, Hz. Peygamber’in ümmet olmaklığa dönük olan sayısız hadis-i şerifinde belirttiği hükümlere rağmen yaşanan pek çok gelişme karşısında Müslümanların takındığı tavır ve kaydedilen tefrikalar maalesef hakiki manada bir İslam dünyasından söz etmenin manasızlığını gözler önüne sermektedir. Dolayısıyla Müslümanlar için muhasebe zamanın çoktan geldiği hatta geçmekte olduğu açıktır. Özeleştiri, geçmişten ders çıkarma vakti gelmiştir. Geçmişi anlamak, bugünü anlamlandırmak için nasıl vazgeçilmez ise aynı şekilde geleceği kurmak adına da son derece önem taşımaktadır.  

            Müslüman toplumlar arasındaki ayrılıkları ortadan kaldırmak, zaman içerisinde doktriner olarak dönem dönem sloganik ifadelerin de öne sürülmesine zemin hazırlayan gelişmelerin önüne geçmek adına çeşitli girişimler başlatılmıştır.

               Sünni ve Şii âlimler tarafından 20.yy başlarında Dar’ut takrib el-Mezahib-il İslamiyye (İslam Mezheplerini Yakınlaştırma Girişimi) adıyla kurulan ve karşılıklı önyargı ve yanlış bilgilendirmeleri yok etmeyi amaçlayan girişim tüm iyi niyetine rağmen akim kalmıştı.

                 Aynı amaç doğrultusunda 1931’de Kudüs’te düzenlenen İslam Genel Kongresi ise bu yoldaki en önemli dönemeçlerden bir tanesidir.  Kongredeki temel amaç, İslâm inancını ve değerlerini yaymak için etnik köken ve mezhep ayrımı yapılmaksızın Müslümanlar arasında işbirliğini sağlamak ve genel İslâm kardeşliğini geliştirmekti. 22 ülkeden 153 delegenin katıldığı konferans, mezhep ayrımı (Sünnî (Hanefi, Şafii, Hanbeli, Maliki) Şia, Alevi, İbadi, Zeydi vb) gözetilmeksizin İslâm kardeşliğini geliştirmek ve Müslümanların menfaatlerini birlikte savunmak için İslâm ülkelerinin temsilcilerinin kendi iradeleriyle bir araya gelmişlerdi. İslâm inancını ve değerlerini yaymak için etnik köken ve mezhep ayrımı yapılmaksızın Müslümanlar arasındaki işbirliğini ve genel İslâm kardeşliğini geliştirmek, Müslümanların menfaatlerini savunmak ve kutsal mekânlar ile toprakları herhangi bir müdahaleye karşı korumak, Müslümanlar arasındaki Hristiyan misyonerlerin çabalarına ve kampanyalarına karşı savaşmak, İslâm inancı birliği için üniversiteler ve akademik kuruluşlar açmak; Müslüman gençlere Arapça dilinin öğretilmesi için Kudüs’te Mescid-i Aksa Üniversitesi isimli bir üniversite açmak gibi somut öneriler ortaya konmuştu.

            Çöküşten sonra gelen bu somut önerilerin bir kritiği çıkarıldığında ittifak arayışlarının yanlış ve zor noktalarda aranarak bir hataya düştükleri zorluk girdabına saplandıkları görülmektedir. Emperyalizmin sancılı işgal devirlerinde gelişen ittifak arayışları, meseleyi ya siyasetten devletleri barıştırma ya da birleştirme gayretine düşmüşler yahut da mezhebî farklılıkları çözme girişimlerinde bulunmuşlardı. Bunlar gerçekten çok zor belki de imkansız girişimlerdi. Ne asırlar içinde gelişen inanç pratiklerinden ve düşünce alışkanlıklarından vazgeçip yıllarca hatalı bulunan başkaca uygulamaların varlığını ve doğruluğunu kabullenmek kolay bir tavırdı; ne de Devletler arasında ki siyasi ve ekonomik çıkar hesaplarını bir kenara bıraktırabilmek mümkündü.  Bu saplantı girdabında iyi niyetli pek çok girişim akamete uğramıştı.

            Gelinen noktada Müslümanlar büyük bir tefrika içine düşmüş durumdadırlar. Bazen Müslümanlarca, farklı bir mezhebin mensupları İslam düşmanlarından daha düşman görülmektedir. Batı emperyalizminin de arzuladığı buydu. Batı bugün Müslümanların içinde olduğu bu halden hareketle Orta Doğu’da bir mezhep savaşının çıkması için elinden geleni yapmaktadır.

                   Müslümanlar arasında Sağduyulu Bir İttifakı sağlama noktasında yapılacak temel iş siyasi sinir uçlarına dokunmadan devletlerin kendilerine ait cari hesap ve siyasetlerine menfi ve müspet bir yaklaşım geliştirmeden ve de hepsinden önemlisi itikadi ve mezhebi ayrılıkları gündeme getirmeden Müslümanlar arasında ki kültür bağları üzerinden bir ittifak sağlamak daha doğru bir yol olarak görülmektedir. Geçmişte güzel tecrübeleri bulunan bu yöntemin günümüze dönük pratikleri tasarlanmalıdır. Ortak bir ibadet dili etrafında Ortak inanç kültürünün bağlarını hatırlamak ve hatırlatmak bu bağlar üzerinden kültür diliyle yeni bağlar kurup yeni köprüler inşa etmek gündeme getirilecek en kolay ve sonuca ulaşma ihtimali olan tek yol olarak durmaktadır.

Önceki Yazılar :

  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
--------UFUK KÜÇÜK----PİŞMANLIĞA MUŞTU---
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR