Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» TUĞBA DAĞ - FATMA ALİYE HANIM
05 Nisan 2013 Cuma 14:45
12
14
16
18

Fatma Aliye Hanım’ın biyografisini okurken özellikle son dönemde yaşadıkları bir anne olarak beni endişelendirdi. Benim için Fatma Aliye Hanım sadece ilk kadın romancı veya hepimizin yakından tanıdığı 50 TL’lik banknotun üzerinde resmi bulunan bir kadın değildi. Daha önce dinlediğim bir anekdottan dolayı üzerimde etkisini hala hissettiğim bir bayandı. Siyaset Akademisi dersinde Abdullah Topçuoğlu Hoca’nın anlatmış olduğu, kaybolan kızı yıllar sonra bir rahibe olarak karşısına çıkmış olan mahzune bir anneydi.

1862 yılında İstanbul’da doğan Fatma Aliye Hanım;  ilk kadın romancımız, ilk kadın felsefecimiz, edebiyatımızda ilk kez çeviri yapan, kadın haklarından ve kadın-erkek eşitliğinden ilk kez bahseden, hakkında ilk defa monografi yazılan kadın yazardır. Tanzimat döneminin ünlü devlet adamı, tarihçi ve hukukçu Ahmet Cevdet Paşa’nın kızıdır. Özel öğretmenlerden Fransızca, tarih, edebiyat, felsefe dersleri aldı. Yazmaya Fransızca’dan yaptığı çevirilerle başladı. Çevirisi Meram adı ve Bir Hanım imzasıyla birçok makalesi de Mütercime-i Meram ismiyle yayımlandı. Nisvan-ı İslam adlı anı kitabı Fransızca, İngilizce ve Arapça’ ya Udi adlı romanı ise Fransızca’ ya çevrildi.

            Fatma Aliye Hanım’ın felsefeye olan merakı gençliğinde başladı. Olayları dikkatle incelemesi, yapmış  olduğu  gözlemleri onu felsefeye götürdü. Felsefeye merakı arttıkça daha çok kitap okudu, babası ve arkadaşlarıyla felsefe tartışmalarına girdi. Babasıyla birlikte Aristotales ve Platon ile İbn-i Rüşt ve Gazali’nin felsefelerini karşılaştırdı. 1904’te ilk felsefe tarihini yazdı. Thales’le başlayıp ilk çağ felsefesini anlattığı bu kitabın ikinci bölümünü İslam felsefesine ayırdı. Ayrıca kahramanları kadın olan öykü ve romanlar yazdı.

Fatma Aliye Hanım düşünceleri ve yaşam biçimiyle ilk kadın hakları savunucularındandır. Döneminin toplumsal koşulları göz önüne alındığında düşünceleri ve savunduğu görüşlerin son derece cesur olduğu ortaya çıkar. Kadın-erkek eşitliğine inanan ve her iki cinsin aynı olanaklardan yararlanmasını isteyen bir yazardır. Ayrıca ihtiyaç sahibi asker ailelerine yardım amacıyla 1897 yılında Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti isimli derneği kurdu. Bu dernek ilk resmi kadın derneklerinden birisidir ve Osmanlı Devleti’nde  sivil toplum kuruluşunun başlangıcıdır. Bunlara ek olarak Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin ilk kadın üyesidir. 1914 senesinde Ahmet Paşa ve Zamanı isimli eseri onun son çalışması olmuştur.

 Yazının başında belirttiğim beni endişelendiren durum: Eğitim için okula verilen bir çocuğun oradan, rahibe olarak ailesini terk etmeyi göze alacak bir şekilde ayrılmasıdır.

Ebeveyn olarak çocuklarımızın iyi eğitim almasını istemek ve bu maksatla dönemin gözde kabul edilen okullarına onları göndermek hakkımız. Fakat bu arada seçtiğimiz okulun yüklendiği misyonu bilmeli ve bu konuyu göz ardı etmemeliyiz. Unutmamalıyız ki kimlikler okullarda kazanılıp okullarda kaybedilir. Fatma Aliye Hanım da kızlarını Notre Dame de Sion’a gönderir. Okulun kuralları gereği iki sene çocukların velisi ile görüşmesi yasaktır. Bu süre zarfında kızlardan biri kaçar ve eve gelir. Annesine “Saçlarımdan tutarak beni Hıristiyanlığın sembolü olan ikonları öpmeye zorluyorlar” der. Artık dayanamadığını ve okula gitmek istemediğini söyler. Bunun üzerine annesi kardeşini sorar, kız okulda ablasını görmediğini anlatır. Fatma Aliye Hanım hemen okula koşar, fakat kızı Zübeyde İsmet okulda yoktur. Günlerce onu ararlar, sormadıkları adres bakmadıkları yer kalmaz. Nice sonra Fatma Aliye Hanım buz gibi bir ifadeyle yazılmış bir not alır.”Beni aramayın, ben rahibe oldum.”Anne kahrolur, ne yapacağını bilemez. Zübeyde İsmet, kardeşi kadar şanslı değildi. Fransız misyoner okulunda  kendisiyle özel olarak ilgilenilmiş, peşine onu bir an bile yalnız bırakmayan Katolik  kızlar takılmış ve onun din değiştirmesine sebep olmuşlardır.

Fatma Aliye Hanım, bu yaşananlardan sonra hayatının ve servetinin büyük bir kısmını kızını bulmak için harcamıştır. Yıllar önce yakalandığı hastalık bu dönemde daha da artmış ve onu bir hayli yıpratmıştır. 1936’da son on yıldır durmadan aradığı kızına kavuşamadan İstanbul’da vefat etmiştir.

           

                                                                                                                      


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR