Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» TAHSİN DUMAN - FATİH SULTAN MEHMET’İN EDEBİ- ŞİİR YÖNÜ
16 Ağustos 2013 Cuma 16:00
12
14
16
18

            Türk tarihinde, diğer bütün milletlerin tarihinde olduğundan daha fazla şair padişaha rastlanmaktadır. Şehzâde, sadrazam, vezir, şeyhülislâm, kazasker gibi devlet erkânı da eklendiğinde, Türklerin özellikle İslâm’ı kabullerinden; dolayısıyla da yerleşik medeniyete iyice aşina olduktan sonra kurdukları devletlerin yönetimlerinin büyük oranda şairlerin veya en azından şiirle ilgilenen devlet adamlarının elinde olduğu görülmektedir. Nitekim 15. yüzyılda olduğu gibi 16. Ve 17.yüzyılda da Osmanlı Devletini yöneten bütün padişahlar şiirle ciddî biçimde ilgilenmişlerdir.

             Dahası bu şair padişahlar, çevrelerinde şairlerden, yazarlardan ve sanatçılardan oluşan edebî bir muhit oluşturmuşlar; böylece şiirin ve sanatın gelişmesinde etken bir rol oynamışlardır. 16. yüzyılın ilk şair padişahı, Türkçe divan sahibi Adlî mahlaslı Sultan İkinci Bâyezîd’dir. 1512’de vefat etmiş olan Bâyezîd’i 15. yüzyılın padişah şairleri arasında değerlendirmek de mümkündür. Bâyezîd’in 1520’de vefat eden Yavuz lâkaplı oğlu Birinci Selim de Selîmî mahlasıyla Türkçe ve Arapça şiirler yazmıştır ve Farsça bir divanı vardır. Yavuz Sultan Selim’in Batı dünyasında Muhteşem Süleyman olarak bilinen oğlu Kanûnî Sultan Süleyman, Muhibbî, Muhibb, Meftûnî ve Âcizî mahlaslarıyla 15.935 beyitten oluşan toplam 2.799 gazel yazmıştır.

            36 yıllık görkemli bir saltanatın ardından 1566’da vefat eden Kanûnî, böylece Osmanlı padişahları içinde en çok şiir yazan isim olmuştur. Kanûnî devri, yalnızca siyasî ve askerî anlamda değil, kültürel ve edebî anlamda da Osmanlı’nın en parlak dönemi olmuştur. Babası Kanûnî Sultan Süleyman’ın aksine yalnızca 12 yıllık saltanattan sonra 1574’te vefat eden ve aynı zamanda musikişinas olan İkinci Selîm de Selîm, Selîmî, Sarı, Tâlibî mahlaslarıyla şiir yazmıştır. İkinci Selim’in 1595’te ölen oğlu Üçüncü Murâd ise Murâd ve Murâdî mahlaslarıyla şiir yazmıştır. 1.566 gazelden oluşan bir Türkçe divanı vardır. Bu yüzyılın sonunda kısa bir süre padişahlık yaptıktan sonra 1603’te ölen oğlu Üçüncü Mehmed de Adnî mahlasıyla şiir yazmıştır.

FATİH  SULTAN MEHMET

            Kendisi de şâir ve sanatkâr olan Fatih Sultan Mehmed’in maiyyetinde 185 şâir bulunduğu, bunlardan 30’una maaş bağladığı kaynaklarca bildirilmektedir. Zamanında Ahmed Paşa, Necâtî, Sinan Paşa, Mahmud Paşa, Molla Lutfî, Melîhî, Nişancı Mehmed Paşa, Karamanlı Nizâmî, Sirozlu Sa’dî gibi şâir ve âlimler yer almıştır. Ayrıca Mihrî Hatun ve Zeynep Hatun’un da bu devir şâirleri arasında yer aldığını görmekteyiz. Fatih devri, Türk edebiyatının her bakımdan atılımlar sergilediği bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

Anadolu sahasında yazılmış ilk, Türk edebiyatında yazılmış ikinci şâirler tezkiresi olan Sehî'nin(ö.1548) Heşt Behişt adlı eserinde "Her cins latifeye kâbil, her çeşit hünere mâil, özellikle ilim ehline son derece rağbet gösterir ve iltifat e-derdi ki hiç bir padişah etmemiştir... Bu bakımdan her kişi ilmi arzular, okumaya can atardı. Onun şâirler zümresine ettiği itibar ve verdiği şöhreti hiç bir padişah vermemiştir. Onun devrinde toplanan şâirler başka hiç bir padişah zamanında bir araya gelmemiştir. Onların her birine ulu dirlikler verir, her an huzuruna getirir ve karşılıklı şiir söyletirdi. Arab'dan ve Acem'den marifetli kimseleri aratır, buldurur ve korur, gözetirdi. Kısaca nâzik tabiatlı, hüner sahibi, hünerin her çeşidini seven, hüner sahiplerini koruyan bir kimseydi."denilerek bir kısım özellikleri vasfedilen İstanbul fâtihi Sultan Mehmed (1430-1481) devri, Anadolu sahası Türk edebiyatının 14. yy.da atılan temeller üzerinde yükseldiği bir dönemdir.

            15. yy. Türk edebiyatı sadece Anadolu sahasında değil Ortaasya Çağatay sahası ve Azerî sahasında da büyük bir varlık göstermiştir. Çağatay sahasında Emîrî, Sekkâkî, Lutfî, Mirzâ Haydar, Atayî, Sultan  Hüseyin Baykara gibi değerli isimlerin yanında boy gösteren en önemli şahsiyet, belki de bütün Türk edebiyatının en önemli isimlerinden olan Ali Şîr Nevâî'dir.

Azerî sahasında ise bu devrin en büyük ismi olarak karşımıza Akkoyunlu hükümdarının himayesinde yetişen ve Nesîmî'yi Fuzûlî'ye bağlayan şâir olarak bilinen Habîbî çıkmaktadır. Yine Hakîkî mahlası ile şiirler yazan Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah Yusuf da bu asır Azerî sahasının önemli isimleri arasında yer almaktadır.

Anadolu beylikler devrinde özellikle tercüme eserlerde temelleri atılan Anadolu sahası Türk edebiyatı 15.yy’ın ilk yarısında Ahmed-i Dai, Ahmedi ,Mercümek Ahmed,Süleymen Çelebi , Şeyhi ve Eşrefoğlu gibi şahşiyetlerin eserleri ile dikkat çekmekte idi.

Kendisi de bir şâir olup Avnî mahlasını kullanan Fatih Sultan Mehmed, şâir sultanlar içerisinde divanı olan ilk Osmanlı padişahıdır. Fatih'in dış görünüşünü kendini tanıyan yerli ve yabancı birçok yazar, sanatkâr tasvir etmiştir. İtalyan Zorzo Dolfin, onun az gülen, çalışkan, zeki, amacına ulaşmada inatçı, kitap okumayı çok seven, araştırmalar ve incelemeler yapan cömert bir insan olduğunu söyler. Neşrî ise Fatih'i; adaletli, yiğit, bilgin, dindar, bilim adamlarını ve erdem sahiplerini koruyan bir kişi olarak tanıtır. Bu özellikleri onun sefere gittiği yerlerden birçok âlim ve sanatçıyı İstanbul'a getirmesine de vesile olmuştur. Her nerede yüksek bir âlim duyarsa onu İstanbul'a getirmek için her fedakârlığı yapardı. Çocukluğundan itibaren bir ilim, şiir ve sanat muhitinde yetişmiş ve bu ilgisini hayatının sonuna kadar sürdürmüştür.Fatih Sultan Mehmed, babası II. Murad’ın sarayında devrin birçok şâirlerinin toplandığını görmüştü. Kısacası, edebiyat ve şiir zevki içinde yetişmiş Fatih’in manzum sözle ülfeti çocukluğundan başlamıştır. Âlim ve şâirlerle sohbet toplantıları II. Mehmed döneminde haftada iki gün yapılmıştır.Devrinde 185 şâirin maiyetinde bulunduğu, otuz kadarının da ayda bir akçelik maaşa bağlandığı Latifî ve Kınalı-zâde tezkirelerinde bildirilmektedir.

            Fatih'in şiirlerinin toplandığı eseri, bir divandan çok içerisinde gazellerin bulunduğu bir divançe niteliğindedir. Fatih Sultan Mehmed klâsik tarife uygun, yani başında Allah, Peygamber ve din büyükleri hakkında kasideler, medhiyeler bulunan, sonra alfabenin her harfine uygun kafiyelerde birçok gazelleri ihtiva eden tam bir divan vücuda getirmemiştir. Buna rağmen onun, devrine göre iyi bir şâir olduğunu bu divançedeki şiirler açıkça ortaya koymaktadır. Ancak Franz Babinger' e göre; "Avnî, Osmanlı şâirlerinin en büyüklerinden biri olarak gösterilse de, gazellerini üstünkörü incelemek bile böyle bir övgüyü hak etmediğini ortaya çıkarmaya yeter.

            Sultanın divanından bir örnek, bu izlenimi kuşkusuz destekleyecek ve sultanın imge ve metafor kullanımında, fikirlerinde ve dilinde hiç de özgün olmadığını ortaya koyacaktır. Bu dizelerde anlatılanlar daha önce bin kez, çok daha iyi biçimlerde söylenmiştir. Hiçbir tarafsız eleştirmen, bunları Türk şiirinin bir başyapıtı olarak göremez.” Babinger’in söylediğinin aksine Avnî'nin şiirlerindeki hayal zenginliği ve yeni buluşlar dikkat çekicidir. Şiirlerindeki rindâne ve âşıkâne söyleyişlerin yanında hükümdarlığını yansıtan beyitler de vardır:

            Bizümle saltanat lâfın idermiş ol Karamanî

Hudâ fursat virürse ger kara yire karam anı

            Fatih’in 6 dil bildiği rivayet edilmekle birlikte, özellikle Arapça’ya ve farsça’ya eserleri aslından okuyacak kadar vakıf olduğu anlaşılmaktadır.Şiirlerinde karşılaştığımız dili,zamanının diğer şairlerinden pek de farklı olmayan sade ve duru bir uslup kullanmıştır.Kimi beyitlerinde konuşma dili rahatlığı içindedir.

            Azerî sahasında ise bu devrin en büyük ismi olarak karşımıza Akkoyunlu hükümdarının himayesinde yetişen ve Nesîmî'yi Fuzûlî'ye bağlayan şâir olarak bilinen Habîbî çıkmaktadır. Yine Hakîkî mahlası ile şiirler yazan Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah Yusuf da bu asır Azerî sahasının önemli isimleri arasında yer almaktadır. Anadolu'da Beylikler devrinde özellikle tercüme eserlerle temelleri atılan Anadolu sahası Türk edebiyatı 15. yy.ın ilk yarısında Ahmed-i Dâî, Ahmedî, Mercümek Ahmed, Süleyman Çelebi, Şeyhî ve Eşrefoğlu gibi şahsiyetlerin eserleri ile dikkat çekmekte idi.

Sâki getür getür yine dünki şarâbumı

Söylet dile getür yine çeng ü rebâbumı

 

Ben var iken gerek bana bu zevk u bu safâ

Bir gün gele ki görmeye kimse türâbumı

 

Kimüñ kim bir büt-i sîmîni vardur

Eger şâh-ı cihân ise gedâdur

 

Aşk içinde kimi var idem kime hâlim diyem

Düşman oldular seninçün dostum âlem bana

 

Şiirlerinde, ölüm karşısında çaresizliği, dünyanın geçiciliğini, âciz bir kul olduğunu unutmadığı da görülür. Divandaki gazeller bize Avnî'nin "aşk, sevgili ve güzeller" konusundaki düşüncelerini tüm samimiyeti ve açıklığıyla ortaya koyar. O tamamen hissî ve hiç bir çıkara dayanmayan bir sevgilinin övgüsü içindedir. Divan şiirinin geleneklerine uygun olarak “o da gerçek dost bulmanın zorluğundan, devrinden, anlaşılmamaktan, ayrılıktan, güzellerin eziyetlerinden, gönülden, felekten dem vurur”:

 

Cevr-i dilber ta'n-ı düşmen sûz-ı firkat za'f-ı dil

Türlü türlü derd için yaratmış Allâhım beni

Dil nice rüsvâ vü şeydâ olmasun

Gözlerün fettânına meftûndur

Câna hicrün hançeri geçdüği yetmez miydi kim

Gamze tîrini atarsun ol dahi câna geçer

 

            Şiirlerinin incelenmesiyle ortaya çıkan bir başka sonuç da Şirazlı Hâfız ve Şeyh Sa'dî gibi lirik ve didaktik İran şâirlerinin etkisinde kalmış olmasıdır. Anado-lu sahasında ise en çok Şeyhî ve Ahmed Paşa'nın etkisinde kalmıştır. Bu şâirlere nazire olarak yazdığı gazelleri kaynaklar ayrıca bildirmektedir.

 

Gedâ-yı dilber olmak yeğ cihânın pâdişâsından

diyen şairin gazellerindeki didaktik, öğüt verici ve atasözlerine yakın söyleyişler bu etkiyi daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

           Mesned-i hüsn üzre sen ben hâk-i rehde pâymâl

Mûr hâlin nice arz ede Süleyman'ım sana

Sen güzellik tahtında (oturuyorsun): bense yolunun toprağında pâymâl (ayaklar altında) kalmışım. Hâl bu iken a Süleyman'ım, sana bir karınca (denli âciz olan) durumumu nasıl arz edeyim ' Divân edebiyatında Süleyman ihtişâmı; karınca da acziyet ve zayıflığı temsil ettiği için şair de kendini karınca; sevgilisini Süleyman olarak nitelendirmiştir.'

 

Subh gibi sâdık olduğum gam-ı aşkında ben

Gün gibi rûşen durur ey mâh-ı tâbânım sana

Ey ay gibi parlayan sevgilim! Benin sana karşı, aşkının yolunda sabah kadar sâdık olduğum, (doğrusu) gün gibi âşikârdır.

 

Dün rakîbin cevrini men' eyledin ben hastadan

Eyledi te'sir gûyâ âh u efgânım sana

Dün rakiplerimin, aşkının hastası olan bana yaptıkları eziyetleri meneyledin. Galiba âh ve feryatlarım sana tesir etmiş!

 

Eyleme gönlün gözün cevr ile Avnî'nin harâb

Dürr ü gevherler verir bu bahr ile kânım sana

 

(Sevgilim!) Eziyetlerinle Avnî'nin gözlerini ve gönlünü harap etme! Zira bu deniz (gibi coşkun gözlerim) , sana inciler; bu maden ocağı (gibi gönlüm) de mücevherler sunar.

 

            Fatih Sultan Mehmet babası 2. Murat ‘dan gelen şiir yazma yeteneğinin kendisinden sonra da devam ettiğini görürüz.Fatih’in iki oğlu padişah Bayezid ile Şehzade Cem ve Fatih’in torunları Şehzade Korkud Padişah Yavuz sultan selim ,Kanuni Sultan Süleyman tanınmış şairlerdendir.


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
--------UFUK KÜÇÜK----PİŞMANLIĞA MUŞTU---
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR