Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» SAMET ÖZKAN - İNANÇLAR ARASI DIYALOĞU ANLAMAK -1-
08 Temmuz 2013 Pazartesi 16:00
12
14
16
18

Amerika’da “DİNİ ÇOĞULCULUK VE DEMOKRASİ” çalışmasında grup içerisinde sunduğum sunumlar ve tartışılan konuları burada sizlerle paylaşmak istiyorum…

Başlangıcından beri, Müslümanlar Gayr-ı Müslimlerle etkileşim içinde oldu. Mekke ve Medine periyotları süresince İslami öğretiler Müslümanların Gayr-ı Müslimlerle nasıl uygun bir iletişimde bulunmaları gerektiğine dair rehberlik etti. Bu yazı bu tür etkileşimleri konu edinen bazı Kur’ani ayetleri araştıracak ve diyalog halkalarında tartışılan meseleleri buraya taşıyacak.  Birçok imam ve İslam âlimi bu tür ayetleri gerek inançlar arasındaki gerekse de Müslümanlar arasındaki çekişmelerin, fikir ayrılıklarının ve çatışmaların çözümüne dair barışa ve uzlaşıya davet yolunda kulandılar. Her ne kadar inançlar arası diyalog çalışmaları gayr-ı Müslim bağlamında içinde gelişse de, İslam, diyalogun yöntem dili dâhil birçok benzer conceptlere/kavramlara ve terimlere sahip. Bu kavramlar Peygamber’in zamanından beri gerek Müslümanlar arası gerekse de inançlar arası diyalog süreçlerinde ifade edildi ve belirtildi. Kur’an üzerindeki araştırmalar, Kur’an’da diyaloga dair derin köklü bir yöntemin olduğunu gösteriyor. Bu yönteme dair prensiplerin incelenmesiyle birlikte hem insani hem de inançlar arası ilişkileri nasıl inşa edeceğimizin kodlarını öğrenmiş oluruz.

BAZI KUR’ANİ KAVRAMLAR:

Ta’aruf:  Kur’an’daki  ta’aruf kavramı, bilmek, anlamak, tanışmak  ve ilişki inşa etmek anlamlarına gelir. İnançlar arası bir toplantıya da maclis li ta’aruf  (karşılıklı anlayışı veya anlamayı inşa etme toplantısı) denilebilir.

            “Ey insanlık ailesi! Elbet sizi bir erkekle bir dişiden yaratan Biziz, derken sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki tanışabilesiniz (li ta’arafu). Elbet Allah katında en üstününüz O’na karşı sorumluluk bilinci en güçlü olanınızdır!” (49/13).

Bu surenin onuncu ayetinde imanda kardeşlik vurgulanmıştı (“Müminler sadece kardeştir!”). Bu ayette ise insanlıkta kardeşlik/eşitlik vurgulanıyor ve insanlık ortak paydasına dikkat çekiliyor. Verilen mesaj aslında şu, farklılıklar, insanlık ailesini oluşturan unsurların birbirine tahakküm ve üstünlük gerekçesi değil, “tanışma” gerekçesi olmalıdır. Her bir milletinde tabii olarak farklı inançları ve manevi yolları var. Tüm bu farklılıklar ve çeşitlilikler ayette tanışma ve birbirimizden farklılıklarımızı öğrenme gerekçesi olarak veriliyor. Bu da ancak karşılıklı anlayışın ve saygının hâkim olduğu eğitsel ilmi faaliyetlerde, Müslümanlarla gayr-ı Müslimlerin arsındaki sosyal buluşmalarda ve politik düzeyde gerçekleştirilmesi gereken temaslarda olur.

Islah: Başka bir Kur’ani terim olan ıslah, (köprü kurma, uzlaşma, anlaşmazlıkları çözmek, arayı düzeltmek)  Kur’an’da bir çok formda gelir. Örneğin, Kur’an sıklıkla köprü kuranları “muslihun”  olarak adlandırır:

            “Gizli toplantıların çoğunda hayır yoktur, ancak yardımlaşmayı ve insanların arasını düzeltmeyi amaçlayan kimselerin yaptığı toplantılar müstesna, bütün bu güzellikleri Allah rızasını kazanmak için yapan kimseye zamanı geldiğinde muhteşem bir ödül vereceğiz. (4/114).

Sahih anlamda Kur’ani prensiplere uygun bir İnançlar arası diyalog, bir ıslah çabasından başka bir şey gibi gözükmüyor. Islah Müslümanlar arasında yapıldığında birlik ve refahı getirir. (örnek bir Müslümanlar arsı ıslah/diyalog çalışması için lütfen bakınız,  Amman Mesajı: http://www.ammanmessage.com/).  Ve inançlar arası bir ıslah çabası ise iyi ilişkiler kurmayı ve farklı inançların birlikte yaşadığı bir yerde barış içinde yaşamayı sağlar.

Mücadele: Bu Kur’ani terim erken tarihi dönemlerden beri farklı dinlerin takipçilerinin inançlar arası toplantılarında kendi dinlerine davet çabalarını ifade eder. Özel inançlar arası halkalarda iki veya daha fazla tarafın girdikleri teolojik tartışmalarda hangisinin daha çok sorulara mantıki cevaplar ve deliller getirdiğini kanıtlama ve davet çabaları bunun bir örneğidir. Bu nedenle “mücadele” herhangi bir davet çabasını ifade eder. Bu İslam’dan önce Yahudiler, Hıristiyanlar ve daha başkaları tarafından uygulandı. Yalnız Kur’an, bu uygulamaya şu reformu getirdi: Bu tür aktivitelere katılırken başkalarının inancına saygı gösterilmesini istedi:

            “Önceki vahiylerin mensuplarıyla tartışırken, haksızlık etmedikleri sürece en güzel yol ve yöntemden başkasına itibar etmeyin ve deyin ki: “Biz bize indirilene de, size indirilene de inanmışız, bizim de, sizin de ilahınız bir ve tektir; ne ki biz kayıtsız ve şartsız sadece teslim olmuşuz.” (29/46).

Çağdaş İslam düşünürleri de “mücadele” terimi ile teolojik tartışmaları birbirinin yerine kullanır. Yalnız “mücadele” kelimesi diyalog kelimsinin eş anlamı değildir. Her iki aktivitede de farklı amaç ve yapılara sahiptir. Aralarındaki tek ortak payda, fiziki güç kullanımından ve yaralamadan sakındırmaya dair taahhüt alınmasıdır.

İhsan: h-s-nkökünden türeyen ihsan, en iyisini yapmak, güzellik, başkasına iyi bakmak anlamlarına da gelir. Kur’an, inançlar arası bir diyaloga girmiş Müslüman’dan medeni bir şekilde davranmasını öğütler, her ne ki karşısındaki böyle davranmasa dahi:

            “Mademki iyilik de bir olmaz, kötülük de; (o halde) sen tezini en güzel biçimde savun! Bak gör o zaman, seninle arasında düşmanlık olan biri bile sanki sımsıcak bir dost kesiliverir.” (41/34).

Bu Kur’ani ve Peygamberi diyalog yolunu takip edenler insanların kalplerini kazanacaktır…

El-hikmeh we el-mawzine el-haseneh: Bu terim “hikmet ve güzel öğütle çağırma” anlamına gelir:

            “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et ve onlara karşı öyle bir mücadele yöntemi ortaya koy ki, o en güzeli, en etkilisi olsun! Çünkü senin Rabbin varya: işte O kendi yolundan sapan kimseyi de, doğru yola yönelenini de en iyi bilendir.” (16/125).

Bu ayet Mekke döneminin son yıllarında Peygamberin ve arkadaşlarının çeşitli ağır işkencelerle yüz yüze geldiği sıralarda indi. Mekkelilerin bu işkencelerine karşılık olarak Kur’an’ın Müslümanlara tek tesellisi ve hareket tarzı emri vardı: “hikmetle ve güzel öğütle davet et.” Bu yaklaşım ve hareket tarzı ayrıca Müslümanlar arası ve mezhepler arası ilişkilerin düzeltilmesinde de tüm bir ümmet için birlik ve refah getirme gücüne sahiptir.

            Bu kavram dışında daha başka “Ta’awun” ve “İstabiqu el-hayrat” kavramları da inançlar arası ilişkilerde takip edilmesi gereken hareket tarzını bizlere öğretir. Bu iki kavramı da sizlerin araştırmasına bırakıyorum. (Bkz: Maide/2 ve 48. ayetler).

İslam, Kur’an vahyinden önce ortaya çıkan dinlerin varlığını tanımıştır. İslam’dan önce ve sonra, dünya dinleri birbiri arasında savaş içerisindeydi. Yahudiler ve Hıristiyanlar birbirlerini şiddet içerisinde yalanlıyorlardı. Birbirlerinin karşılıklı işkenceleri birçok Judeo-Christian tarih kitaplarında belgelenmiştir. İslam’ın diğer dinlerin varlığını tanıması ve barış içerisinde yaşama ihtiyacını kabul etmesi İslam’ın dünya medeniyetine eşsiz katkısıdır. İslam’ın Yahudilere, Hristiyanlara ve onların kitaplarına gösterdiği saygı nezaket değil, dinlerinin sahih bir kaynaktan geldiğini kabul etmesidir. İslam onları tolere edilmesi gereken herhangi bir dünya görüşü olarak değil, Allah tarafından vahyedilmiş dinler olarak görür. Kur’an’daki “ehl el-kitab” kavramı tarih içerisinde Müslümanlar ile Yahudi ve Hıristiyanlar arasında özel ve samimi ilişkilerin kurulmasına sebep olmuştur. Bu kavramdan amaçlanan sadece Hıristiyan ve Yahudilere bir hatırlatma değil, aynı zamanda Müslümanlara da aynı dini kaynağın mirasçıları olduğunu hatırlatmaktır. Yahudi ve Hıristiyanlarla belki de iyi ilişkiler kurulması adına, Kur’an Müslümanlara onların yemeklerini yemesini helal kılmış ve ehl-i kitabı da Müslümanların yemeklerini yemeye teşvik etmiştir. (5:5). Ki belki bu paylaşım aynı sofrada karşılıklı fikir alışverişleriyle ve iyi ilişkilerle sonuçlanır.

TARTIŞILAN MESELELER:

İnançlar arası diyalogun amacı elbette katılımcıların dini inançlarını birbiriyle uzlaştırma çabası asla değildir ve olmamalıdır. Ancak, eğitim faaliyetleri yoluyla bir başkasının inancını anlamak ve karşılıklı anlayışı ve saygıyı geliştirmektir. Bu nedenle, amaç tüm dinlerden bir kokteyl veya birleştirilmiş bir inanç sistemi yaratmak değildir. Ancak, farklı inançların varlığını kabul etmek, farklı inançların bir arada yaşadığı dini çoğulcu bir toplumda barışçıl bir atmosfer oluşturmak ve bir arada barış içerisinde yaşamasını öğrenmektir. Böyle bir atmosfer her zaman için beklenemez doğal olarak. Bazen Müslüman katılımcıların daha sıkı çalışarak gayr-ı Müslimlerin ve Müslümanların ciddi yanlış anlama problemleri hakkında Kur’ani dili açıklığa kavuşturması gerekmekte. Gerek Müslümanlar gerekse de gayr-ı Müslimler tarafından çoğunlukla yanlış anlaşılan bir kavram örneği: Weli.

Buradaki grup çalışmaları boyunca gayr-ı Müslimlerin sıklıkla sorduğu ve tartışılan sorulardan birisi şu: Neden Kur’an Müslümanları Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmekten sakındırıyor? Bu sözde uyarı, esasında yanlış kavram anlayışına dayanır. Bazı Kur’an çevirilerinde “dost” anlamı verilen “weli” kavramı Arapça bilmeyen çeviri okurları tarafından tek anlamının bu olduğu yanlış varsayımına dayanarak Kur’an’ın Müslümanların Yahudi ve Hıristiyanlar ilişki içinde olmasını yasakladığı anlaşılır. Ancak insani ilişkiler bağlamında “weli” kavramı ayı zamanda vasi, koruyucu, muhafız, geçindiren kimse anlamlarına da gelir.

Örneğin, “Allah inanların velisidir” sözü koruyup gözetleyicisidir anlamına gelir. Özellikle hayati durumlarda doğru ve yanlış destekçileri ayırt etme yerlerinde kullanılır. Ayete buyrulduğu gibi:

            “Siz ey iman edenler! Eğer iman yerine küfrü tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi sığınılacak, koruması altına geçeceğiniz bir can dost olarak görmeyin. İçinizden kim onları sığınılacak bir dost olarak görürse, işte onlar tam anlamıyla zalimce davranmış olurlar.” (9:23).

Yine tarihi bağlamda okunup anlaşılması gereken bir başka ayet ise şu:

            “Siz ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları müttefik (weli) edinmeyin. Onlar birbirlerinin müttefikidir. Sizden her kim onları müttefik edinirse, o onlardan olur, şüphesiz Allah zulme gömülmüş bir topluma rehberliğini bahşetmez.” (5:51).

Bu ayet özel bir durum bağlamında indi. Medine’deki Yahudi kabilesi olan Benu Kureyza’nın savaş sırasında Müslümanlara yardım etmesi gerekirken Mekkeli müşriklerle iş birliği içine girip Müslümanlar ile aralarındaki Medine Anayasası’nı ihlal ettiler. Bu sadakatsizlikleri sonucunda Hz. Peygamber şurasını toplayıp ne yapmaları gerektiği konusunda karar vermeye çalıştılar. Ve ayet bu durum üzerine indi. Zemahşeri ewliya’yı “onlara askeri yardımda bulunmayınız veya onlardan askeri yardım almayınız” şeklinde yorumlar. Bu sebeple weli kavramı Kur’an’da her biri bağlamına göre değişik anlamlar kazanır. “dost sırdaş, otorite, müttefik, veli, vasi, koruyucu” bunlardan bazıları. “veli edinmek” dini, ahlaki, politik, insani ve sosyal amaçlar taşıyabilir. Tabii olarak insani amaçla olanı kesinlikle serbest ve kimi zamanlarda zorunlu. Bunu Peygamberin hayatından öğreniyoruz: Allah Resulü’nün gayr-ı Müslimlerden ödünç para alması, Hıristiyan bir kadın olan Umm el-Haris ibn Rabia’nın cenazesine bir grup sahabenin katılması, Medine’deki Yahudilere yıllık zekâttan ve kurbandan bir pay ayırması gibi sosyal insani ilişkiler… Dini amaçlı olan ilişkiler kimi durumlar hariç kesinlikle yasak,  Ahlaki ve politik amaçlı olanı mahzurlu, yalnız sosyal amaçlı olanı ise yer ve zamana göre değişken gibi gözüküyor (Bkz. 3:28). Müslim-gayr-ı Müslim ilişkilerde mutlak yasak olan kâfirin küfrünü, müşrikin şirkini ve münafığın nifakını sevmektir. Müminlere karşı faaliyete geçen kimselere destek olmak, onları sırdaş ve yoldaş edinmek konusunda da aynı yasak geçerlidir tabi. Ancak insani ilişkiye ve barışçıl bir atmosferde karşılıklı anlayışı ve iyi insani ilişkileri inşa etmeye dair herhangi bir yasak olmadığı gibi Müslümanların huzur ve refahı adına bu zorunlu gibi gözüküyor.

            Buradaki sunumlarımda değindiğim bir başka konu ise şu oldu: Eğer ahlaki ve politik açıdan onlar gibi olma riski içermiyorsa Yahudi veya Hıristiyanlarla her türlü insani ilişki serbesttir. Ki bu yasağın sınırlarını şu ayet açıkça belirler:

            “Allah, din konusunda sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran, ya da sürülmenize arka çıkanlarla dostluk kurmanızı yasaklar! Artık kim onlarla dostluk kurarsa işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (60:7-9).

Bu gün bu dinlerden birisi olan batı Hıristiyanlığı ve küçük ölçekte İsrail’deki Yahudiliğin büyük ekonomik ve askeri güce sahip olması ile birlikte özellikle Orta Doğu’da

İsrail Devleti’nin zulüm politikaları sürdüğü sürece bu diyalogun pratiğini yapmanın çok zor göründüğünü belirttim. Orta çağda her ikisi de İbrahimi gelenekten gelen iki medeniyet geleneğinin Allah adına birbiriyle savaştığı zamanlarda bu bir soru ve sorun değildi. Orduları da oldukça muazzam ordulardı ve savaş meydanında birbirlerine saygıları vardı. Ancak bu gün bu böyle değil. Güçler arasındaki bu eşitsizlik ve uyumsuzluk haliyle ve haklı olarak Müslümanları Hıristiyan ve Yahudilerle özgür bir diyalog ve adalet ortamından alıkoyuyor. Ve bu gün paraya ve misyoner güce dayalı kuvvetli bir itme var İslam dünyasında. Önemli bir miktarda para Endonezya ve Pakistan’da Hıristiyanlar tarafından misyonerlik faaliyetleri için harcanıyor. Arkadaş olmak iyi ama Müslümanlar için din söz konusu olduğunda bu tür ilişkiler söz konusu dahi olamaz.

Buradan anladığım kadarıyla bu gün inançlar arası bir diyalog sadece akademik çevrelerde karşılıklı anlayışa sahip teologlar tarafından özgür bir diyalog ortamında geçekleştirilebilir. Maalesef bu halk için hele ki iki dine mensup zalim yöneticilerin olduğu bu zamanda Orta Doğu halkı ve genel anlamda Doğu halk için bu pek mümkün gözükmüyor gibi.  Ve sanırım yukarıda Kur’an’nın verdiği ilişki kodlarına göre tüm dinlerin mensuplarının özgür bir diyalog ve karşılıklı anlayışla sahih bir inançlar arası diyalogun gerçekleşmesi ve adalet ortamının sağlanması için ayetin işaret ettiği gibi öncelikle Müslümanların bu iki dine mensup zalim yöneticilerin korumasından ve boyunduruğundan kurtulması gerekiyor. Dolayısıyla bugünkü süper güçlerin politikaları bu diyalogun önünün tıkanmasını yol açmıştır. Sonuç şu: İslam’ın, devlet politikası için ön gördüğü iki hayati ilkenin, ADALET VE ÖZGÜRLÜĞÜN hâkim olması gerekiyor… Başka diyalog yolu yok!

 

 

 

 

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
--------UFUK KÜÇÜK----PİŞMANLIĞA MUŞTU---
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR