Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» SAMET ÖZKAN - HUKUK YA DA FIKIH
13 Aralık 2013 Cuma 15:00
12
14
16
18

             İslam hukukunun kaynağı, bilhassa İslami görüş açısından anlaşıldığı şekliyle insan amellerinin tarifinden başlar. Bu, sadece zamanla gelişebilen ‘kötü’ ve ‘iyi’ kavramları, Kur’ani ayetlerin, Nebevi söylemlerin ve bütün bir İslam mirası tarihinin yorumuna göre tedricen gelişir.  İyi ve kötü amellerin değerlendirmesi İslami bakış açısına göre fiqh (anlayışkavrama)olarak adlandırıldı, ve bu anlamda, görüş üretebilecek bilgi ve ehliyet vasfını taşıyan kimseye de faqih (derin anlayışa ve kavrayışa sahip olan kimse) denildi. İnsan amellerinin değerlendirilmesi konusu, İslami bağlamın içinde, Nebi’nin çoğumuz tarafından bilinen sözünde teşvik edildi: “Allah kimin için hayır dilerse onu dinde derin anlayış sahibi (faqih) kılar.” (Buhari, Sahih, 1,25). Nebevi dönemde ve hemen takip eden devirde, fiqh sadece insan amelleri ile ilgilenen özerk bir alan değildi. Aksine, genel dini bilgiler ve Kutsal Kitab’ın metninin anlaşılması ve yorumlanması gibi dini ilgilendiren geniş çapta bir çok meseleyi kapsıyordu. Ancak, bu gelişim süreci aşamasında İslam’ın pratiği henüz egzersiz düzeyindeydi. Ve ardından bir süre sonra fiqh, uygun davranışların hukuki tanımlarının ve yorumlarının yapıldığı döneme ulaştı. Ve zamanla artık fiqh’ın rolü, şahsı ve umumu ilgilendiren konularda net hukuki konularla alanını daralttı.

            İslam’ın 2. Yüzyılına geldiğimizde, hakkıyla hukuki bir sistemin oluşumu yolunda her hukuki sistemin kaderinde olduğu gibi beklenen hukuki düşünceyle ilgili temel kurumsal ve teorik alan gelişti. Bu noktada fiqh, bu teorik anlayışın kodife edilmesiyle uğraşırken, ibadetlerin düzenlenmesiyle (ibadat) ilgili meselelerle ilgilenmeyi de sürdürdü. Ve tamamlanma aşamasında, fıqh’ın kapsamı daha dar ve hukuki bağlamı daha geniş olan Dini Hukuk’ta (Şeria’h) somutlaştı yani tam belirgin hale geldi. Ve İslam’ın hukuki directifleri sosyal hayatın her yönünü içine alacak şekilde İslami ilimler alanında saygın konumuna ulaştı ve ikinci sırada yerini aldı (eğer ukalalık olmayacaksa söylemek isterim, bana göre birinci sırayı -tabiki bunlar birbirlerinin tamamlayıcısıdır- İslam ilimler tarihi boyunca hep İslam’ın ihsan boyutu yani sufi, tasawwufi boyutu almıştır. Hele ki Kelam zaten hiçbir zaman İslam ilimler tarihinde Hukukla mukayase edilebilir öneme ulaşmadı, sadece Kur’an kökenli sufi asawwufi yol, Hukuk’un yükselme, Müslümanların akılları ve ruhları üzerinde başarıyı yakalama konusunda yeteri güce sahipti, ve çoğunlukla zaferler kazandı).

            İslam’ın hukuku, Saria’h, İslam toplumunda merkezi bir yer işgal etti ve tarihi, İslam medeniyetler tarihi ile paralel bir seyir izledi ve İslam hukukunun İslam’ın çekirdeğini temsil ettiği söylendi.Fiqh kavramının başında,  İslam hukuku insan davranışlarının tanımını ve anlamını sürekli olarak düzenledi. Sonsuz insan davranışlarının potansiyelinin değerlendirilmesinde, delil’eyani hüküm verme kriterine ihtiyaç duyuldu. Bunun için iki temel kaynak belirlendi: Kur’an ve Nebevi yol. İslam toplumu tarafından net bir şekilde Peygamber’in sözü referans olarak gösterildi: “size iki prensip bıraktım, eğer bunlara sıkıcasına bağlanırsanız hiçbir zaman hataya düşmezsiniz.” (Malik, Muwatta, 2., 899). Bu iki prensip, Peygamber tarafından sunulan nihai tek kriterler anlamında anlaşılmadı tabi. Bu iki prensibin yanı sıra, toplum işlerinin yürütülmesinde yetkililer tarafından şura uygulamasına veyahut geleneğine başvurularak da takviye edildi. Buna ek olarak hukukçular, uygun kararlar alma ve görüşler üretme adına aklı da devreye soktular. Son olarak, İslam hukukunun gelişim süreci, desteklenen ve aktarılan geleneksel uygulamalar, siyaset, savaş ve diğer sosyal olaylardan etkilendi. Ve tüm bu faktörler, İslam hukukunun ve toplumunun gelişim gösterdiği Peygamber dönemi ve herkesçe bilinen topluma mal olmuş sahabeler dönemi sırasında, İslam hukuk sitemi, temel yapısı sağlandı.

            Bu gelişmekte olan İslam toplum yapısı ve yanı sıra hukuku, Peygamber ve büyük ölçüde sahabe dönemini kapsayan Hicret’in ilk yüzyılında hakimdi. Bu devrin iki temel özelliği vardı: sahabe bir taraftan Kur’an metninin korunmasıyla tedirgin ve ilgililerdi, diğer taraftan da hukuki konular söz konusu olduğunda Peygamber’in sözlerinin uygulamasında muhafazakar olma gayreti içerisinde idiler. Devrin ikinci özelliği, sahabe devrinin, gelecekteki Müslüman hukukçulara ve düşünürlere belirli hukuki düşünce ve metodolojik eğilimler kazandırma noktasında ön ayak olmasıdır. İlk yüzyılda Medine, İslami bilginin gelişim ve uygulanış merkeziydi. Ancak bunlar, o dönemde yönetimde hukuki konuların idaresi için değişik yerlere gönderilen bazı tamamlayıcı şahısların çalışmalarıyla gerçekleşti. Bunlar arasında, Irak’a bu görev için gönderilen Ibn Mesud, ve her ikisi de Yemen’e gönderilen Mu’az Ibn Cebel ve Musa el-Eş’ari vardı. Birinci yüzyılın sonlarında ve daha sonraki zamanlarda İslam topraklarının genişlemesiyle birlikte daha başkaları da bu göreve tayin edildi.

            Birinci yüzyılın sonlarına doğru, İslam’ın siyasi otoriteleri, İslam hukukunun metinsel kaynaklarıyla ilgili iki politika geliştirdiler: birincisi, Ebu Bekir döneminde Kur’an’nın standart hale gelmesi ve devamında Osman döneminde son şeklini alması. İkincisi, Ümeyye halifesi, Halife Abdulaziz tarafından Nebevi kayıtların, sözlerin toplanmasının teşviki. İslamın ikinci yüzyılının erken dönemlerinde, İslam hukuku ilmi gelişti, büyüdü ve ardından iki temel hukukü eğilimin doğmasına sebep oldu. Biri Medine’de diğeri ise Kufe’de yerleşen iki hukuk okulu. Medine hukuk okulu, hadis, rivayetin arkasında duran ilk savunucuları Rabi’at el-Re’y (ö. 753) ve Zühri (ö. 742). Kufe okulu, akıl yürütme taraftarı olan ilk savunucuları el-Nekhai ve öğrencisi Hammad Ibn Ebu Süleyman (ö. 738). Bu eğilimler daha sonra sırasıyla ehl el-hadis (hadis çizgisi savunucuları) ve ehl el-rey (akıl çizgisi savunucuları) olarak adlandırıldı. Ayrıca, Hijaz Okulu ve Irak Okulu olarak da isimlendirildiler.

            Peki bunları birbirinden ayıran temel yaklaşım neydi? Bu soru, onların hadise olan temel bakış açılarında cevabını bulur. Hijaz Hukuk Okulu için, hadis, Peygamber’in gerçek mirası idi ve dolayısıyla sosyal problemlerin çözümünün ve yasamanın temel ve nihai kaynağı idi. Bu yaklaşım, Medine tarafından çalışıldı ve İslam’ın uygulanması açısından büyük bir kültür ve gelenek yarattı. Öte taraftan Irak, henüz İslam’a yeni dahil olmuş bir bölge idi. Irak bir anlamda İslam’ın ilerlemesinde doğuya doğru açılan bir tür kapısıydı. Ve her biri farklı bir Peygamber hayatı anlayışına sahip olan yolcuların geçip uğradığı bir ev sahipliği rolündeydi. Ve nihayetinde bu, farklı rivayetlere ve rivayetlerin doğruluğu ve güvenirliği hakkında çeşitli şüphelere yol açtı. Bu yüzden, Irak’ın otorite ismi Ebu Hanife hadisi zabt (rivayetlerin kati kesin muhafazası)fikrine, anlayışına başvurarak anladı. Zabt, onun görüşüne göre hadisin kesin hukuki yanının anlaşılmasında ve rivayetinde temel ilke idi.  Ve ona göre, rivayet ettiği hadisin içeriğini veya esasını anlamak için ravinin kendisi faqih olmak durumundadır. Bu noktada, aklın rolünün önemi rivayetin lafzının üzerine hâkimiyet kazandı. Ve O’nun hukuk sisteminde, anlayışında ve hukuki problemlere çözüm bulma aşamasında akıl rivayet’in lafzından önce geldi.

             Ve ardından bu her iki hukuk anlayışına karşı pozisyon alan başka bir hukuki şahsiyet karşımıza çıkmakta: Şafi. Kendisi her iki hukuk okulunu da, Medine ve Irak Hukuk okullarını, çalışır. Ve birini kapsayıcı olmayı teşvik etmektense bölgesel olmakla (Medine Okulu)  ve diğerini ise kusurlu ve tutarsız bir yaklaşım olmakla (Irak Okulu) eleştirdi.

            Ve en nihayetinde İslam hukuku temel anlamda, Irak Hukuk Okulu çoğunlukla bağımsız akıl yürütme yaklaşımıyla Ebu Hanife ile, ve Hicaz Hukuk Okulu rivayetin lafzına bağlılığı ve sadakatiyle Maliki ile, ve İslam Hukuku algısını ‘merkezileştirmek’ yaklaşımıyla Şafi ile kimlik kazandı. İslam Hukuku’nun gelişim süreci tarihini kısacasıyla böyle özetlemek mümkün.

            Yazının bundan sonrasını, çağdaş Yahudi bir hukukçu olan Y. Meron’un makalesi temelinde, “Hanefi hukuku’nun klasik ve post-klasik dönemleri arasındaki aralığı temsil eden, ve bu aralık kendisinden sonraki Hanefi hukukunun en az yedi yüzyıllık döneminin kaderini belirleyen” önemli bir Hanefi hukukçusu olan Burhaneddin Ebu Hasan Ali b. Ebu Bekr b. Abdulcelil El-Farğani El-Merğinani (ö. 5931197)’nin mirasından ve yankıları diğer hukuk sistemlerinde de bulunan metodundan ve yeniliklerinden bahsetmek istiyorum kısaca. 

              Charles Hamiltonsekizinci yüzyılın sonlarında El-Merğinani’nin el-Hidaye başyapıtını İngilizceye tercüme eder ve bundan dolayı batıda şöhret kazanır ve İslam dünyasının dışında en iyi bilinen müslüman hukukçularından birisi olur. Onun İslam hukukuna kazandırdığı yenilikler dışında, ben burada sadece O’nun çalışmasını ‘üç safhada’ (yazarın ifadesiyle: threefold form) oluşturma yönteminden ve bunun İslam hukuku dışında daha başka hukuk sistemlerine nasıl etki ettiğinden bahsedeceğim:

                 Merğinani, çalışmasını üç safha tarzında (threefold form) oluşturan ilk Müslüman hukukçu. Onun üç aşamalı şerh çalısması özetle şöyle: O ilk olarak, el-Kuduri’nin Muhtasar ve anlaşılan ayrıca el-Şeybani’nin el-Cami’ el-Sağir adlı eserlerine istinaden, Kitab Bidayet el-mubtadi’ ile başlar,. Ve ardından Merğinani, Bidaye eserinin üzerine kapsamlı sekiz ciltlik bir şerh yazarak devam eder. Son olarak da, onun meşhur el-Hidaye eserinin üzerine daha özlü veciz bir şerh oluşturur. Böylece çalışmasını üç aşamalı bir şerh biçiminde oluşturur. Bu metodun önemi aslında onun İslam hukuk tarihi içinde ilk olması ve İslam hukuku dışında diğer diini hukuk sitemlerini de etkilemiş olmasıdır.

              Bu etkileşime yazar şu örneği verir: Bu üç safha modeli daha sonra Yahudi hukukuna nufuz ederek Yahudi hukuku tarafından benimsenir. Ve bu anlamda, yaklaşık Merğinani’den 100 yıl kadar sonra çalışmasını iki paralel metinde oluşturan İlk Yahudi müellif, 13. Yüzyılın ikinci yarısı süresince İspanya Yahudileri lideri olarak tanınan (Rashba olarak da bilinen) Rabbi Shlomo Ben Abraham’dır. Onun iki paralel kitabı “Uzun ev teorisi” (Torath Ha-Bayit Ha-Arokh) ve “Kısa ev teorisi” (Torat Ha-Bayit Ha-Qatsar) isimli eserleridir. Ve bu iki paralel kitap, 16. yüzyılda Rabbi Caro'nun Yahudi hukukunu yeniden şekillendirmesinde başlangıç hizmeti görür. 1492'de Yahudiler İspanya'dan sürüldüğünde Caro dört yaşındadır ve büyüyeceği yere, Osmanlı İmparatorluğu'na ulaşır ve en sonunda, temel edebi eserlerini oluşturacağı Safed şehrine yerleşir. O çalışmasını Merğinani’de olduğu gibi şöyle oluşturur: En kapsamlı çalışması olanBayt Yosef’i , Bedek Ha-Bayit kitabında teksif eder ve en sonunda da Shulhan 'Arukh kitabında özetler. Bu üç safha tarzı (threefold form), Merğinani tarafından başlatılan üç safha metodu uygulamasıdır. Bu üçlü hukuki şerh sisteminin benimsenmesinde öncülük etmesinden dolayı Yazar, tebliğini sunduğu Özbekistan Bilimler akademisinde Müslüman dünyasına teşekkürlerini sunar. Ve bunun, karşılaştırmalı hukukta benzer ihtiyaçların farklı hukuk sistemlerinde benzer çözümleri doğurmasının gayet olağan olduğunu belirtir ve şu örneği verir:

         “Bu, üç safha tarzının (threefold form) bu günkü Alman hukukunda da hâkim olduğu gibi Alman hukukunun üçlü şerh sistemini (triplecommentaries) benimsemesinde de görülebilir. Bütün Alman yasalarının ve ayrıca birçok özgül kanunlarının şerhleri (Kommentare) vardır. Bunlardan bazıları tek ciltte kısa şerhlerdir (Kurzkom-mentare). Diğerleri ise kapsamlı geniş şerhlerdir (Grosskommentare).h Bir yasanın üç safha ile sunulması devamlı ve sistematik olarak gerçekleşir: kısa bir yorumşerh, yine bir şerh ve ardından geniş bir şerh. Merğinani’nin yaklaşımının liyakati ve değeri, bu nedenle Alman hukuku tarafından tutulup savunulmuştur.”

        Ve bu Üç safhalı şerhin, bu nedenle, sadece bir tefsiryorum meselesi olmadığını, aynı zamanda Hanefi mezhebi hukukunun bununla kendi düşünce yapısını ortaya koyduğu bir meto olduğunu vurgular.

KAYNAKÇA:

1- Hallaq, Wael B. A history of Islamic Legal Theories: An Introduction to Sunni Usul al-Fiqh. Cambridge, U.K: Cambridge University Press, 1997

2- Karaman, Hayreddin. İslam Hukuk Traihi. İstanbul: İz Yayıncılık

3- Coulson M.A.,Noel J. A History of Islamic Law. EDINBURG at University Press, Edinburg, 1964.

4- Schacht, Joseph. An Introduction to Islamic Law, Clarendon Press, OXFORD

5- Taştan, Osman. “Merkezileşme sürecinde İslam Hukuku. Bölgeselliğe Veda veya Şafi Faktörü.” İslamiyat 1, no.1 (1998): 25-34.

6- Taştan, Osman. “Law” maddesi. Islam and the Muslim World. 405-411.

7- Meron, Y. Merghinani, His method and His Legacy. 16 Kasım, 2000’de Merğinani Konferansı’nda sunulan tebliğ. Konferans Özbekistan Bilim Akademisi tarafından Fergana’da, Marğinani’nin doğum yeri olan Ruştan köyü yakınlarında organize edildi.

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR