Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» SAMED ÖZKAN - AMERİKA’DA -II-
18 Temmuz 2013 Perşembe 10:00
12
14
16
18

AMERİKA'DA -II-

AMERİKA'DA İSLAM  

-ÖNCELİKLİ BİR DEĞERLENDİRME-

             Öncelikle bir önceki "İnançlarası Diyalogu Anlamak" yazımla alakalı arkadaşlardan facebook üzerinden aldığım eleştirilere -ne yazık ki eleştiri ahlakından yoksun eleştirilerdi- bir cevap olarak şunları söylemek istiyorum

                Sanırım arkadaşlar beni iyi anlayamamışlar ya da ben yazdığım konuya yeterince açıklık getirmediğim için veya o yazıyı hangi amaçla kaleme aldığımı yeterince açıklamadığım için iyi anlaşılmadım. Öncelikle hiş şüphesiz Allah indinde tek din İslam'dır. Ve İslam, tarih boyunca tüm peygamberlerin getirdiği inanç sisteminin adıdır. Ve Hz. Muhammed bu inanç sisteminin son peygamberi ve halkasıdır.  O yazıda işlediğim konu ve amaçlanan şey tamamen bugün ki meşhur çağdaş diyalog çalışmalarından bağımsız olarak genel anlamda Kur'an'nın diyaloğun yöntem diline dair evrensel ve zamanlar üstü ilişki kodlarını sunmaya çalışmaktı. Yani eğer illaki ortada bir diyalog olacaksa ve Kur'an'nın da buna dair ortaya koyduğu prensipler var mıdır varsa onlar nelerdir'in cevabını bulmaya çalışmaktı. Bu günkü diyalog adı altında yapılan çalışmalar o yazının konusu değildi. İşin o tarafıyla ilgilendiğim falan da yok zaten. O kanaatimce daha çok politik düzeyde ve Vatikan'ın ikinci Vatikan konsülünde de aldığı kararında açıkça ifade ettiği üzere misyonerlik faaliyetlerinin bir boyutu. Katılımcı Müslümanlarda buna davet gözüyle bakıyorsa eğer, ortada her iki taraf için de ortak bir çıkar söz konusu. Benim ilgilendiğim taraf işin ilmi yönü. Tamamen bağımsız olarak Kur'ani perspektifden meseleyi anlamaya çalışmak ve Kur'an'ın, inanlara diğer inançlarla olan ilişkilerini ne yönde ve nasıl inşa etmelerine yönelik sunduğu ilişki kodlarını araştırmaktı.  İster buna diyalog deyin ister davet deyin ister geyik deyin ne diyorsanız deyin değişen bi şey yok, en nihayetinde Kur'an'ın, Müminin şahsiyetinde ve hayatında inşa etmeye çalıştığı bir inançlararası ilişki söz konusu. Ve yazıdaki amaç bu ilişki kodlarına ait kavramları araştırmaya yönelikti

               Değindiğim diyalog türü ise İslam'ın aleyhine olan uluslararası çıkarların  işin içine karışmadığı, dini çoğulcu bir ülkede adaletin hakim olduğu bir toplumun kendi aralarındaki ilişkilerin ve huzur ortamı adına karşılıklı anlayışın nasıl geliştirilmesine dairdi.Çünkü eğer bir diyalog yapılacaksa mutlaka her iki tarafın da eşit olduğu adalet ortamında yapılır. Ki Gayr-ı Müslimlerle olan sosyal ve insani ilişkilere de Kur'an'nın hiç bir yerinde yasak yoktur. Hz. peygamberin Medine'ye geldiğinde yaptığı ilk iş diğer inançların mensuplarıyla huzur ve barış ortamını oluşturma adına bir diyalog çalışmasıydı. Ve bunu Medine Site Devleti Anayasası'yla somutlaştırdı. Bugün Amerika'da karşılıklı sosyal anlayışı ve barışı sağlamak adına yüzlerce binlerce cami ve İslami cemaat liderleri sinagoglarla, kiliselerle ve diğer inançlara ait kuruluşlarla diyalog içerisinde. Gidip ziyaret ettiğimiz her İslami kuruluş liderlerinin söylediği söz şuydu: "Bizi 11 Eylül saldırısından sonra ayakta tutan, insani ilişkilerimizi barışçıl düzeyde tutmak adına aramızdaki diyalog çalışmalarıydı." Ve bu, 300 milyondan fazla nüfusun yaşadığı ve her ırktan ve dinden oluşan Amerika gibi dini çoğulcu bir toplumda diyalog kaçınılmaz bir şeydi. Ve yazımın tam da odaklandığı diyalog türü bu tür dini çoğulcu toplumun aralarındaki karşılıklı anlayışı ve güveni yaratmanın dayandığı diyalog türüydü. Zaten burda çalıştığım konu da "Amerika'da dini Çoğulculuk ve Demokrasi" konusu

             Ve yazımın sonunda Ortadoğu halkını örnek gösterdim. Güçler arasındaki eşitsizliğin ve uyumsuzluğun ve dahası güç ahlakından yoksun zalim yöneticilerin haliyle Ortadoğu'da adalet ortamının oluşmasına engel olarak Müslüman halkın, Hıristiyan ve Yahudi halk ile barış ortamını sağlama adına bir diyaloga girişmesine engel olduğunu belirttim. Ve bu bağlamda eğer ahlaki ve politik açıdan onlar gibi olma riski içeriyorsa ve Müslümanların dinleri söz konusu ise Yahudi, Hıristiyan veya hangi inanç sisteminden olursa olsun onlarla her türlü ilişkinin yasak olduğu bellidir zaten. Ki bu yasağın sınırlarını şu ayet açıkça belirler 

            “Allah, din konusunda sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran, ya da sürülmenize arka çıkanlarla dostluk kurmanızı yasaklar! Artık kim onlarla dostluk kurarsa işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (60:7-9

           Ayrıca neyin korkusunu yaşıyoruz anlamıyorum. Eğer inanıyorsa Mümin, İslam'ın gücüne iman etmişse her halikürda kazanacak olan odur. Gayr-ı Müslimlerle diyalogun neyinden gocunuyorsunuz. Diyalogun hiç bir türünden Müslüman'nın kaybedeceği hiç bir şey yok. İnanıyorsanız üstün gelecek olan sizsiniz. Müslüman söz medeniyetinin, ilim medeniyetinin mensubudur. Korkacak nesi var anlamıyorum. İslam'a inanmayan korksun, imanına iman etmeyen korksun, hakikate ve söze inanmayan korksun. Aslında ortada korkulacak bir şey varsa o da cehalettir, diyalog değildir.

                     AMERİKA'DA İSLAM

            11 Eylül 2001 saldırısına a kadar, Amerikalı Müslümanlar tarihsel olarak kamunun ilgisini çok az üzerine çekti. Bunun sebeplerinden biri şuydu: Amerikali Müslüman halkin dini ibadetleri yerine getirme  ya da dini yaşamada izledikleri hareket tarzı idi. Örnegin, çogu Yahudi ve Hristiyan kendilerini cemaat hareket tarzında organize edip belli yerel kiliselerde veya sinagoglarda toplanıp dinlerini yaşiyorlar, bu yerler sadece ibadet yerleri degil ayni zamanda hem dini egitim merkezleri hem sosyal dayanışma ve hizmet merkezleri hem de dernek tarzında ve kurumsal nitelikte birlik oldukları ortak duygu paylaşım merkezleri. Öte taraftan, Müslümanlarin geleneksel cami anlayışı, mescidlerin birer sosyal cemiyet merkezi olmaktan çok sadece ibadete ayrılmış yerler oldugu kanaati ve uygulumasıdır. Yalnız artık Amerikalı Müslümanlar arasında camilerin birer sosyal eğitim ve dayanışma merkezleri olmasi anlayışı hakim durumda ve uygulamada. Ve Amerikalı Müslümanlar arasındaki camilerin fonksiyonu anlayışındaki ve uygulamasındaki bu tarihi değisim, yerel küçük İslami kurumsal yapıların ortaya çıkmasına sebep oldu ve camiler kurumsal yapı huviyetini kazandı.

                     Amerika’da Müslumanların nüfusu 20. Yuzyıla kadar oldukça düşüktü. Amerikan kıyılarına ilk ulaşan Müslümanlar, Amerikan sivil savaşından (1861-1865) önce Afrikadan köle olarak getirilen Müslümanlardı. Bazı hesaplara göre bu kölelerin yüzde onu köleleştirilmeden önce dinlerini yaşıyorlardı. Çünkü Amerikalı köle sahipleri Hıristiyan dini ibadetler dışında tüm dini ibadetleri yasaklamıştı. Bu dönemde hiç bir İslami topluluk gelişim sağlamadı. 19. Yüzyılın sonlarına doğru büyük bir Arap göçmen akını Amerikan kıyılarına ulaştı. Çoğunluğu Lübnanlı Hıristiyanlar olmak üzere bazı Lübnanlı ve Suriyeli Müslümanlar da gelip yerleştiler buraya. Bu grubu yine çoğunluğu Lübnan’dan olmak üzere 2. Dünya Savası’ndan sonra ikinci bir göçmen dalgası takip etti. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikan üniversitelerinin ve is olanaklarını esi görülmemiş bir şekilde genişlemesiyle birlikte daha da çok arttı ve 1960daki göç reformuyla birlikte büyük bir Müslüman akını Amerika ya yerleşti ve vatandaşlık kazandı.

                  Bu dönemde "İslam Milleti" (Nation of Islam) adli büyük bir dini hareket bazı "Afrikalı Amerikanlar" arasında büyük bir önem kazandı. ("African American" terimi çoğu Afrikalı kölelerin soyundan gelen siyahî Amerikalılar için kullanılır). Bu hareket 1930 da Wallace Fard tarafından başlatıldı ve 1934 ten olumu 1975 e kadar Elijah Muhammad tarafından yönetildi. Siyahîlerin güçlendirilmesi için başlatılan "The Nation of Islam" hareketi, Hıristiyan inancının genel prensipleri, İslam ve siyah ırkçılığınınözerkçiliğinin sentezinden oluşuyordu. Mutlak kontrolü Elijah Muhammad in elinde olan bu hareket beyazları şeytani irk olarak görüyordu ve siyahîleri bu beyaz toplumdan uzak durmaları için kışkırtıyordu. 1960li yılların başında Malcolm X The Nation of Islam’in en karizmatik meşhur vekili idi. 1964 deki hacc menasikinden sonra Sünni İslam’ı seçti ve ırkçı hareketi destekleyen The Nation of Islam’i reddetti. Ve bir yıl sonrada suikasta uğradı. Elijah Muhammad in ölümüyle birlikte oğlu Wallace (W.D) Muhammad, hareket üyelerinin büyük çoğunluğunu Malcolm X örneğinde olduğu gibi Sünni İslam’a taşıdı. Ardından hareketin ismini The Mosque Cares olarak değiştirdi ve anti-beyaz ırkçılığını tekzip ederek hareketin üyelerini Amerikan siyasetinde rol almaları için cesaretlendirdi. Bu gün hareketin yaklaşık 50.000 takipçisi var.

                İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra buraya ulasan Müslümanlar yeni memleketlerinde dil, eğitim ve hayat tarzlarını değiştirme yoluyla artik asimile oldular. 1970 ve 1980li yıllarda buraya göç eden göçmen dalgası beraberinde daha conservativemuhafazakar bir İslami geleneği getirdi ve daha siki bir İslami usulegeleneğe dönüş üzerine baskı yaptılar. Bu yeni kültürel ve ruhsal bozulmayıyozlaşmayı birbirinden ayrıştırmaya çalıştılar. Tabi bu sıkı İslami geleneği sürdürmek gerçekten çok zordu, içinde bulundukları ekonomik sistem, ahlaki yapı ve demokratik-kapitalist sistem inananları çok zorluklarla yüz yüze getirdi. Müslümanlar artik Amerikan toplumunda çok bariz bir yere sahip olduktan sonra bile asimilasyon üzerine tartışmalar devam etti. 1990li yıllarda içinde Mawlana Abul ala el-Mawdudi, Ali Nedwi, M. Ali Kettani, Rasid Gannusi ve Hasan Turabi’nin de bulunduğu bir çok Müslüman lider Amerikalı Müslümanların kendi kimliklerini korumaları, iyi birer vatandaş olmaları ve yeni ülkelerine adapte olmaları adına yazılar yazdılar ve dersler verdiler. Her ne kadar Müslümanların Amerikan kültür eleştirisi devam etse de ve asimilasyonla mücadele adına bazı organizasyonlar kurulsa da, demokratik yolla kamusal alanda Müslümanların haklarını gözetecek ve geliştirecek hukuki ve siyasi tedbirler arama yoluna giden kurumsal yapılar kuruldu. Bunlar arasında The Islamic Society of North America (Kuzey Amerika İslam Toplumu), The American Muslim Alliance (Amerikalı Müslümanlar Paktıİttifakı), The American Muslim Council (Amerikalı Müslümanlar Konsülü), The Council on American Islamic Relations (Amerikan İslami İlişkiler Konsülü) ve The Muslim Public Affairs Council (Müslüman Kamu İsleri Konsülü) yer alıyor. Ve ayrıca 1990la birlikte camilerin sayısında iki kat artış yaşandı ve ilerleyen 10 yıllarda yaklaşık 200 İslami okul kuruldu.

                  Öte taraftan Amerika’daki farklı etnik gruplardan oluşan Müslüman çeşitliliği büyük ölçüde politik birliği engelledi. Bu gün çoğu Sünni olan Afrikalı Amerikan Müslüman topluluğu Amerika’daki Müslüman nüfusunun çeyreğini oluşturuyor. 50 den fazla etnik gruptan oluşan Müslümanların yüzde 65 ila 80i arasındaki Müslüman nüfus birinci ve ikinci göçmen nesilden oluşuyor. En büyük etnik gruba sahip olan Güney Asyalı göçmenler ise Müslüman nüfusun yaklaşık yüzde 30 nu oluşturuyor. Müslüman Arap göçmenler ise Müslüman nüfusunun yüzde 25ni temsil ediyor. Amerikalı Müslümanların çoğunluğu Sünni olmakla birlikte hemen hemen her mezhepten Müslümanlar yaşıyor burada. Doğal olarak farklı etniklerden oluşan bu Müslüman grupların farklı tecrübeleri ve arka planları karmaşık bir iç dinamiğe yönlendiriyor.

                Buradaki Afrikalı Amerikan Müslümanlar uzun zaman boyu sivil haklarını elde etme adına çok mücadele tecrübeleri oldu. Bir şeyler göçmen Müslümanlar için merkezi bir öneme sahip oldu Patriot Act i ile birlikte, ve ic siyaset 11 Eylül saldırısıyla birlikte terörizmle sıkı bir  mücadeleye girdi. Gerçekten, 11 Eylül saldırısı Amerikalı Müslümanların hayatında yeni bir sayfa açtı. Burada bazı İslami merkezleri ziyaretimizde Müslüman liderlerin anlattığına göre her ne kadar Dünya Ticaret Merkezine (World Trade Center) yapılan saldırı Amerikalı yerli halkın kızgınlığını Müslümanların üzerine çekmesi sonucu bazı İslami kurumlar ve camiler saldırıya uğrasa da George W. Bush dâhil olmak üzere Amerikan halkının büyük bir çoğunluğu El-Qaide’nin radikal Fundemantalist hareketinin acısını buradaki Müslümanlardan çıkarma çabasına müdahalede bulunduklarını söylediler. Hatta buradaki bir kaç İslami grup liderleri 11 Eylül saldırısından sonra birçok Yahudi ve Hıristiyan cemaat üyeleri camilerimizin ve okullarımızın önüne gelip bize destek oldular ve yapılan saldırıları protesto ettiler dediler. Anayasal haklar adına da hukukun bütün etnik grup ve dinler i eşit ölçüde kapsadığını vurguladılar ki Amerikan Anayasası’nda din ve devlet islerinin ayrılığı ilkesinden hareketle devlet herhangi bir dine taraftar ve destek olamaz ve finansal yardım sağlayamaz ve her dine eşit mesafede yaklaşılır. Teoride bu böyle...

                 Yine de birçok Amerikalı Müslüman yabancılık ve hatta çok korku hissetmişler. Ne kadar doğru bir benzetme olacak bilmiyorum ama 11 Eylül saldırısını olayın Amerikalı Müslüman haklin psikolojisi üzerindeki etkisinin sonuçları bakımından Türkiye’deki 28 Şubat olayına çok benzettim.

                           Su an baktığımızda Amerikalı Müslümanlar ile diğer halk arasındaki gelecek ilişki yönü net gözükmüyor...

Devamı gelecek...


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
--------UFUK KÜÇÜK----PİŞMANLIĞA MUŞTU---
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR