Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» ORHAN ZAMAN - ÖZÜ YAKIN, KENDİ UZAK BİR GEZEGEN: PANDORA
06 Mayıs 2013 Pazartesi 13:00
12
14
16
18

İnsan olmak belki aynı zamanda belirli bir zümreye de ait olmaktır. “Yalnızlık Allah’a mahsustur.” denir ve doğrudur. Sadece fiziki benzerlikten duygu ve düşünceye, tepkilerimize ve hatta hayallerimize kadar –bir üst basamakta- benzerlik vardır. Yardımseverlik, misafirperverlik, sinirlilik, cesaretlilik, hodbinlik, hamaset, çekilmezlik gibi pek çok genelleme yapılır insan için. Ve tabi ki “insanlık” en üstte duran ve herkesi kapsayan kavramdır. –İnsanlıktan çıkmış olanlar aslında hilkatinin gereğini yerine getirmeyenlerdir ki bir şey denmez çünkü tercih meselesidir. Sade gözleri ile gözleri önünde duranı görüp öze dönmeleri için dua edilir. –

Peki, aynı çukurun çamuru olan bizler acaba içinde bulunduğumuz evrenden ne kakar bağımsızız? Toprakta gezinen bu canlı ile üzerinde olunan toprak arasında bir bağ var mıdır? Varsa ne kadardır? İşte filmi izleyince söz konusu olan bağın hakikaten az buz olmadığı kanısına varıyoruz. Bu bambaşka alemi gördükten sonra börtü böcekle konuşmaya kalkar mısınız bilmem ama en azından onlara daha çok saygı duyacağınız bir gerçek. Mekân ve insan o kadar iç içe ki o mükemmel uyum bastığınız çimende ışıklanıyor. Naviler (Pandora sakinleri), kurtlar, kuşlar,  hatta ağaçlar bile öyle bir bağ ile bağlılar ki sanki karşınızda koca bir organizma duruyor. Mekân ve canlılar zaman içinde bir bütün halde yol alıyor. Ve tabiî ki en tepede duran ve hayatın kaynağı olan “Eva”, yani tanrıları. -Hani neredeyse bir neyzen duruşu yapıp  “Ondan geldik, ona gideceğiz.”diyecekler.- Bu uyuma hayran olmamak elde değil. Hele iki insanın bir araya gelip iki laf edemediği etse de sade boş lafların, gıybetin belini kırdığı günümüzde. Böyle derin felsefeleri olan, güzel güzel nasihatler eden ve bunu yaparken verdiği mesajları pişmiş kelle misali sırıtmayan film kırk yılda bir çıkıyor. İnsanlar da akın akın filmi izlemeye koştular. Geç de olsa izlemeyenlere mutlaka tavsiye ediyoruz.

Neyse, filmin görselliğini, üç boyutlu olmasını, hikâyesini bir yana bırakalım. -O zaten eleştirmenlerin işi.-Maalesef duyduk ve üzüldük ki pek çok Avrupa ülkesinde hayatının ilkbaharında olan gençler söz konusu olan filmi izliyor, izleyip de bunalımlara giriyormuş. Velilerine “Ben de Pandoralı olacağım, kendime bir kuyruk takıp bineceğim bir garip kuşun üstüne “iiyyaa!” diye bağıracağım yoksa alimallah kendimi intihar ederim.” diyorlarmış. Şimdi biz bu gence “Yahu, kafanı o bilgisayar ekranından –şu an karşımda duran meret- bir kaldır, ne âlemler, o âlemlerin içinde ne güzellikler var, gör tanı, hayran ol, hâlikine ram ol…”desem irticaya meyletmiş olur muyum bilmem ama Ege’nin o eşsiz havasından bir nefes almayan, gözünü betona açıp ekrana kapayan birinin böyle buhranlara düşmüş olmasına da şaşmamak lazım. Dünyamız pek güzel a dostlar. Ama biz yüz metrekarenin içinden muşamba dekor bir âleme açılan pencereye o kadar bağlanmışız ki kendi penceremizin dışında, camdan melül melül bize bakan, zamanında nice şairlere nice şiirler yazdıran güzellikleri unutmuşuz. Unutup da “yok”, “Nerde?” diye bir ağıt tutturmuşuz. Varlık içinde yokluk diye buna denir. Görene aşk, bilene meşk olsun.

Güneş her gün masmavi bir denizin üstüne doğuyor. Her gün ama her gün bir damla ışık yaprakların arasından süzülüp bir serçenin gözlerinde çiçekleniyor. Sabah rüzgârı dere kenarındaki söğütleri sallayıp kuşlarla beraber şakıyor. Nerde Pandora’nın göğe doğru meyleden kayaları, nerde Toros yaylalarında -elinde cigarası- çömelmiş olan çobanın gördükleri…  veya kafasını 21. Yüzyılın keşmekeşiyle dolduran günümüz insanın göremedikleri. İnsan gözünün önüne bu kadar mı kalın perdeler çeker de sonra o perdelerden şikâyet eder. Şöyle bir kafayı uzatmak, uzatıp da “vay anasını!” demek, o kadar mı zor.

Film James Cameron’un 15 yıllık rüyasıymış. Bence üstad modern hayattan o kadar bıkmış ki bizim “Şöyle bir yaylaya çıkalım, havası eyi gelir.” düsturumuzla yola çıkmış, soluğu anca Pandora’da almış. Duyduk ve sevindik ki şimdi de olmayan gezegenin olmayan yıldız haritasını çıkarıyormuş. (Belki çıkmıştır bile, henüz duymadık)Anlaşılan havası yönetmene “eyi” gelmiş –rekor kıran hâsılatla hiç alakası yok, olsa da söylenmez ayıp- ama ben Avrupalı gençlerimiz hayıflanır, hepten zıvanadan çıkarlar diye korkuyorum.

                                                                                                                            

                                                                                                                              


  Yorumlar

1 Orhan Zaman 2013-05-13
Aslında yazı eski :) yorum için teşekkürler...

2 ferda. 2013-05-09
yazarın yeni yazsı biraz eski bir film ile ilgili, ama güzel bir yorumla olmuş. devamını bekliyoruz.

«« İlk Sayfa    « Önceki      Sayfa 1      Sonraki »    Son Sayfa »»
   (Toplam 2 Kayıt )   

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR