Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» MUSA KIRCA - UMRE’DE RAMAZAN
01 Kasım 2012 Perşembe 01:07
12
14
16
18

 1- MEDİNE'YE VARIŞ

            9 Ağustos 2012 sabah saat 6.00’da Medine’ye indik, yani üç saat gecikmeli olarak. İstanbul’da ilk uçağımız iki defa denemesine rağmen kalkamadı. Yeni bir uçağa binip kalkmamız gece 3.00’de gerçekleşebildi. Ardından rahat bir yolculuk yaptık. Uçakta Afrikalı, Amerikalı, Fransız ve daha başka uyruktan çoğu genç olan umre yolcuları ile beraberdik. Güzel bir sahur yemeği ikram edildi. Etrafımdakileri uyarmasam, imsak vakti dolmuş olmasına rağmen yemeye, içmeye devam ediyorlardı. Sonunda servis görevlileri servisi kestiler. Neredeyse çoğu yolcunun orucu tehlikeye düşüyordu.

    Medine serin bir sabahla karşıladı bizi. Bu şehrin Medine olduğunu ancak Mescid-i Nebi’yi görünce anladım. Tarih, burada hiç birikim yapmamış. Tabi, Medine Savunması’nın izlerinden de eser yok. Dev otellerle kuşatılmış Mescid-i Nebi’yi biraz garip buldum.

            Otele yerleştim, hemen ardından Peygamberimizi ziyarete koştum. Havadayken Medine’yi fark eder etmez salât ve selamlarımı göndermeye başlamıştım zaten. Yüce sevgili Resulüme selam gönderen dostların selamlarını toplu olarak ve ayrı ayrı defalarca sundum. Rabbimden kabul buyurmasını diledim. Mescid-i Nebi’ye girdiğimde, mescidin içinin Resulullahın yanına sere serpe uzanmış, dünyanın her köşesinden insanlarla dolu olduğunu gördüm. Namaz kılan, Kur’an okuyan, Resulullah’a salat ve selam getiren Müslümanlar… Daha sonra bu yatan Müslümanların itikâfa giren Müslümanlar olduklarını öğrenecektim. İlk anda yadırgadığım bu durum için sonra nasıl da üzüntü ve pişmanlık duydum. Resulullah’ın Ravza-i Mutahhara’sına 30 metre kadar yaklaşabildim. İzdihamdan onu rahatsız ederim diye korktum. Yeryüzü oraya toplanmıştı, bütün renkler ve bütün dillerden temsilciler… Öğle namazını işte böyle dünya kalabalıkta kıldım.

            Namazdan sonra Mescid-i Nebi’nin etrafını turladım. Bab-u Mekke, Bab-u Kuba, Bab-us Selam, Bab-u Hicret, Bab-u Ebu Bekr-is Sıddık, Bab-u Abd-ulAziz, Bab-u Kral Fahd, Bab-u Ömer b. Hattab Bab-us Selam, Bab-u Beka, Bab-un Nisa isimlerini hatırladığım kapılar.

 

2- MEDİNE'DE RAMAZAN

          Mescid-i Nebi'ye kadınlar ayrı kapılardan giriyorlar. Onlara ayrılan bölmede olup bitenleri bilemiyoruz. Yalız küçük çocukların çokça ağlama seslerini duyuyoruz. Evet, bu küçük yavruların dertli seslerini bir yana bırakırsak, Mescid-i Nebi'ye yüzbinlerin sessizliği hakim. Sadece Mescid-i Nebi değil bütün bir Medine sessiz; yollar sessiz, caddeler sessiz, Cennet-ül Baki sessiz. Adeta ruhların coşkusunu dillendiren bir sessizlik söz konusu. İnsanlar cennetin dilini konuşuyorlar aralarında: selam, selam... Sadece aralarında selamlaşma var. Bu da yetiyor zaten.

            İkindi namazından sonra Mescid-i Nebi'de yürüyorum. Etrafta iftar hazırlıkları başlamış. Safların arasına uzun sergiler açılıyor. Bense, yerimi terk ettiğim için ara yolda etrafımı, meraklı bakışlarla süzerek ilerliyorum. Bir yandan da oturabileceğim uygun bir yer gözetliyorum. Biri koluma dokunuyor, beni iftar yapmaya davet ediyor. Açtıkları yer sergisindeki boşlukları bu şekilde dolduruyorlar. Böylece saflarda da boşluk kalmamış oluyor. Evet, iftara yaklaşık iki saat var ve iftar hazırlıkları adım adım ilerliyor. Önce boş yerler dolduruluyor. En sonunda zemzem dolu plastik bardakların dağıtıldığında iftara artık 10-15 dakika kalıyor. İftara doğru bütün mescid binlerce insanın aynı anda iftar edeceği uzun iftar sofralarına dönüşmüş durumda. Bu işler gönüllü aileler tarafıından, onların gençleri eliyle gerçekleşiyor. Bu sofralarda mü'min gönüllerin cömertliğini, engin paylaşma duygusunu bir kez daha somut bir şekilde gözlüyoruz. Sofralarda israf yok, kalan hurmalar, ekmekler, yenmemiş ne varsa toplanıyor.

            Yanımdakilerin Cezayirli olduğunu öğreniyorum. İlerleyen günlerde Ummanlılarla, Bengaldeşlilerle, Tunuslularla, Afganlılarla, Ciddelilerle, Endonezyalılarla ... iftar etmek nasib oluyor. Yeryüzü Müslümanları, bütün bir Ümmet iftarda buluşuyor, aynı lokmalarla iftar ediyor, yan yana saf tutarak namaz kılıyorlar. Bu muhteşem manzarayı yaşatan Rabbime hamd ve senalar olsun.

            Bu iftara doğru zamanın yol aldığı saatler; hiç telaş yok, sessiz, huzur dolu bir bekleyiş var. Kimse sessizliği bozmak istemiyor. Hemen yanıbaşımdaki raftan Kur'an-ı Kerim'i alıyorum. İftara kadar olan bu iki saatlik süreyi Kur'n okuyarak geçiriyorum. Benim gibi, etrafımda yüzlerce insan Kur'an okuyor, çoğu sessiz, kimileri de benim gibi Kur'anın tınısını kulaklarında duyacak kadar sesli okuyor. İşte böyle, Mescid-i Nebi'nin içi ve çevresindeki manzara: ortalık yeryüzünün her köşesinden akıp gelen insanların toplandığı iftar sofralarına dönüşmüş durumda. Yüz binler birkaç hurma, bir parça ekmek, küçük bir kase yoğurt ve zemzemden oluşan iftar yemeğini hep birlikte yiyorlar. 5-10 dakika içinde iftar edilmiş, sofralar kaldırılmış olacak, artık saflara durulmuş ve akşam namazı için hazır hale gelinmiştir.

            Burada, Mescid-i Nebi'de Ramazan'ın son 10 gününde kendilerini sadece Allah'a ibadete adamış itikaf ehlinin dışında bizim gibi ziyaretçiler de bütün günlerini Mescid-i Nebi'nin içinde Kur'an okuyarak ve namaz kılarak geçiriyorlar. Mescidin çok büyük bir bölümü bu itikafa girenler tarafından doldurulmuş durumda. İlk başta itikaf ehli olduklarını bilmediğim için bu kadar insanın mescidde çoğu yatar vaziyette olmasını açıkçası yadırgamıştım. Ancak, durumlarını öğrenince utandım ve üzüldüm, pişmanlık duydum.

            Vakit namazları gösel bir şöleni andırıyor. Özellikle kıraatın açıktan okunduğu sabah, akşam, yatsı, teravih ve gece saat 1:00'de kılınmaya başlayan teheccüt namazları bu ilahi şölenin, yaratana sonsuz yaklaşmanın doruk noktasına ulaştığı zamanlar oluyor. 1 saatlik sahur arasından sonra kılınan sabah namazı ile akşamdan başlayıp sabaha kadar süren bu manevi ziyafet sofrası, en sonunda Cennet-ül Baki ziyareti ile tamamlanmış oluyor. Evet, namaz, orucun manevi serinliği ile birleşerek, bir çağlayana dönüşüyor ve akıyor gönüllere, ruhları aydınlatmaya. Bir akşam namazı akabinde, Bab-u Bilal çıkışında göklerden gelen bir ışık, Mescid-i Nebi'yi selamlayarak menziline doğru geçip gidiyor.

            Mescid-i Nebi'de herkesin namaz kılmak için can attığı bir yer var. Günün belli saatlerinde kadınlara açılıyor. Burası yeşil kubbenin altı, Ravza-ı Mutahhara'nın yanı. Orada Resulullah'a (s.a.v.) selam vermek ve en az iki rekat namaz kılmak, Resulullah'ın yanında olmak demektir. Hergün oraya ulaşmak zor. Bu nedenle, O'nun ziyaretçileri hergün mescidin içinde ve dışında Resulullah'a bolca salat ve selam getiriyor, O'nun ruhuna fatihalar gönderiyor.

            Medine sakin, Medine sessiz, Medine mütevazi, çünkü orada, yeşil kubbenin altında Allah'ın elçisi yatıyor. Hemen yan tarafta Cennet-ül Baki'de Sahabe-i Kiram var. Kimi önde gelen sahabilerin mezarları biraz genişçe duvarla belirginleştirilmiş, ama kim olduklarına dair bir işaret yok. Onlar gökyüzündeki yıldızlar gibi değil mi zaten? Onlar Ümmetin Yıldızları.

            Bir akşam vakti, namaz çıkışında, ertesi gün Medine'den, Mesci-di Nebiden, Resulullah'ın manevi huzurundan ayrılacağımı farkettim. İçimde bir kıyamet koptu sanki. Bu ayrılık acısı yüreğimi, bütün benliğimi kavurdu. Kendimi tutamadım. Dermanın kesildi. Rabbim senin evine geleceğim, bana takad ver, tahammül ver diye dua ettim. Sevgililer sevgilisine misafir olmak ne güzel! ama ona veda edebilmek kolay mı?

           Şüphesiz Medine'den alıp, ülkelere uzak diyarlara götürülecek manevi havalar vardır. Ama Ramazanın Medine'sinde ya da Ramazan ayında Medine'de olmak bambaşka birşey. Rahmet kapılarının açılıp, yeryüzünün rahmetle bu denli dolduğu, Medine'den başka nerede  hissedilebilir, bilmiyorum. Resulullah'ın geldikten sonra artık ayrılmadığı bu şehirden, Medine-i Münevvere'den, Resulullah'ın ebedi ikametgahından, ayrılmak kolay mı? Ne mümkün!.. Gönül bağları, mesafeler uzadıkça uzuyor, uzuyor, hep yeşil kubbeye bağlanıp kalıyor. Evet, gönüller haykırıyor: Ey sevgili! senin sevgini şimdi çok yakından tattım. Bu tadı, bu engin hazzı yüreğimde sonsuza değin taşıyacağım. Salat ve selam osun sana, aline ve ashabına.

 


  Yorumlar

1 Hüsamettin Yaşa 2012-09-10
Umreyi Medine’de hele Ramazan ayında oruç ve namaz ve dua ibadetleriyle bir arada, hala genç yaşında yapmak selamlar gönderenlere ve arzulayanlara İnşallah nasip kılınır.

«« İlk Sayfa    « Önceki      Sayfa 1      Sonraki »    Son Sayfa »»
   (Toplam 1 Kayıt )   

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR