Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» MUSA KIRCA - BİR YAZARIN NOTLARI
02 Aralık 2012 Pazar 19:25
12
14
16
18

Bu iki kitabı sizlere ancak alıntılar yaparak tanıtabileceğimi sanıyorum. Bu nedenle kitaplar hakkında yazacaklarımı sona bırakarak, seçip aldığım cümleleri sizlere takdim ediyorum.
“İnsanın Süren Sorgu”

"Yazmak uzun yürüyüşe başlamaktır."

"İnsan yitire yitire kazanabilir kendi kendini."

"...sevgili Süleymaniye Camii! Bir manevi iştah ki bak bak acık!"

"Süngerin suyu emmesi gibi; çekiliyorum bir yerlere: yeryüzü ne kadar uzağıma düşüyor; bir vaha: bulabilecek miyim onu? Bir de Urfa'da kaldığım bir otel odasında da böyle olmuştum: korku değil, ürperti; çok ayrı bu ikisi birbirinden."

"Ayasofya, külü yere düşmeyen sigaraya çok benzer."

"Kudüs sevilmeden insanlığa girilmez. Bizim için daha da özel bir konumu vardır: Kudüs'ü savunmak gerçek bağımsızlığı savunmaktır.

İki Yer daha var ki, biri sağ yanımdır, biri sol yanımdır: kalbimin. Atardamarlarımla toplardamarlarım bağlıdır bu İki Merkeze. Bu İki Merkezde kurulmuştu ilkin: Dinin Evrensel Devleti: VII. yüzyılda."

"Hüzün; hissedilmesi kolay olmayan, çok narin, ince bir sestir."

"Aslında, yaşamak, tanıklık yapmaktır."

Nuri Pakdil, Bir Yazarın Notları II’ye de insanın süren sorgusuyla devam ediyor. Bu sorgunun mahiyetini kavramak için bundan önce yaptığım gibi, kitaptan bolca alıntı yapma ihtiyacı duydum. Bu alıntılar, yazarın kendi iç âleminde sürüp giden depremlerin; kaynayan, fokurdayan volkanların bir dışavurumu niteliğini taşımaktadır. Çağa, insana tanıklığının birer ifadesidir. Öyleyse üstadı okumaya devam edelim.

“İnsanın yetkinleşmesi için mi “yazı”!

“Bay Yazar! İstanbul yerinde yok mu? Kalbin yerinde mi ki!”

“Dur, dur! Gitti. Birinci dünya savaşı sonunda? Bağımsızlığımın koşulu, entelektüelimi topladığım üs. Kudüs ya! Tutsak! Zincir mi? Ancak vahiy inancı mı kırar tüm zincirleri?”
“İnsan sürekli okunan bir cümledir.”

Özgörev bilinci; insanın, niçin yaratıldığının bilgeliğini hissetmesidir, duymasıdır, çok somut yaklaşımlarla algılayabilmesidir.”

“Bu kavrulan çağa, gülerek girilemez: o zaman, çağ sizi dışlar: kıyıya vuran o deniz artıklarına dönersiniz.”

“Bilinçli yazarın bombası, yapıtlarıdır. Emekçilere gelince: yeryüzünde, bir damla alın terinden daha güçlü silah yoktur.”

“İnsan, kendi kendine tutuna tutuna, kalbini bir ateşe alıştıra alıştıra, özgürlük alanına kavuşacaktır kuşkusuz.

“Bir özgürlük savaşı tüm insanlığa aittir.

Bu savaşın mühimmatı da yalın, koyu, ağır, yerli ve evrensel dehşet cümleleridir.”
“İnsan ancak, yaratılışındaki bilgeliği yiğitçe yaşayınca algılayabilir. En hurda insan bile, farkında olmasa da, bir bilgeliğe doğru adım adım ulaşmak isteğini tam öldüremiyor aslında.
Uygarlık canileri müstesna!”

“Ben, karşılaştığım çok insan yüzünde, kendi sürgün halimi görüyorum. Karşımdaki de, bene, kendi sürgün halini ya görmüyorsa? Sanat, bu sürgünlerden, sonsuz bir iştahla, yeni insanlar varedip, ışıklı bir yeryüzü çıkarabilmelidir ortaya.”

“İyilik yapmak duygusu içimizde iyice körelmişse, artık, hangi durum savunulabilir?
İnsanın özünü bu duygu oluşturmuyor mu? Et, kemik yığını kalıyor geriye.”

“Kirlenen ellerimizi yıkarız ya, bundan da önemli olarak temizlemeye uğraşmalıyız yetilerimizi. Bir de, bizde kırılmamalı, bizdeki kirler yüzünden kırılmamalı yeryüzünün yansımaları.
            Şu da var elbette: hissetmek, bir ustalık işidir.”

“Buğday o kadar benzer ki insana!

Alın terinin yeryüzüne şan veren alevlerinde yüce inanç alaşımı olduktan sonra, bozguncuları dağıtan yaman direşken tavırlarını, gözü pekliklerinin işaret taşları gibi her yere dikerek, hiçbir şeyi göz ardı etmeyen yiğit atçıları, insanlar, sonunda anladılar.”
“Dahası; özgül bir yapımız çökmüştür: ‘Ağlayamamak.’ Gözlerimize, yeni bir bakırın geçememesi. Coşkunun bizi kuşatamaması, yani. Çünkü yeryüzünden ağıt’ı, en azından, etkisizleştirecek güç, sevgililerin birbirlerini bulduklarındaki ağlamadır.
Bir de, yoğun iç denetimde vardır ağlama.

Tüm zorbalar, bu ağlamalardan çok korkarlar. Bu ağlamalar ürün verir: kavranılmış, algılanmış, eyleme geçilmiştir= insan, bu aşamada, dönüşümü başlatabilir, kesinlikle.”
“Bir yazarı önemli yapan ne dedin? Yoğun biçimde eğilmesi iç dünyamıza? Uçsuz bucaksız enginlikte kzılar yapmalı yazarak? Ferhat, yazı makinene iyi eğil! Sabahı yakalamaya çalışıyorsun?

Devrimci yazar, insanın iç dünyasında, bitimsiz bir iştahla ilerleyen yazar mı?”
“Toğrağa ilk değen insan ayağı, Adem’in ayakları da, ilk işçi ayağı değil midir? Peygamberler hem işçiydiler, hem de önder. İnançlarını, doğrularını; toprağa, taşa, insana, ölümsüzlüğe, kendileri işlediler.

Bayım, yeniden başa dönerek, savunmalıyız insanı.


Hangi ülkede, ne durumda olursak olalım, bir cephe oluşturmalıyız: puta karşı. İnsanlar, putların saldırıları karşısında, iyice savunmasız kaldılar çünkü.
Tüm değer tüketiminin kökenini araştırmak gerekiyor, büyük gözü peklikle. Bu, kendimizi sorgulamadır her şeyden önce.”
“Zorbalar çok korkaktırlar; insandan kopan herkes öyle değil mi? İnsana ihanet edende yürek mi kalır? Çünkü yiğitlik; yürek temizliğinde, aşkta ve yurtseverlikte toplanmıştır.”
“Erken kalkış, hala uyuyan dünyanın hayli önüne geçirir bizi. Önünüzde, yalnızca, gi git bitiremeyeceğiniz o tılsımlı güzellikler vardır. Yeryüzünü, adeta, çobanlarını izleyen kuzular gibi, ardınızdan geliyor sanırsınız. Bu, yazı makinenizin başında hissettiğiniz ilk olağanüstülüktür.
Bir anda, toplanıveriyor her şey. Durgun ve saydam. Gırtlağımıza kadar battığımız çamur toplamında, ilk gücü, erken kalkışların coşkusunda bulmalıyız. Bu coşkuyla karşı koyabiliriz kirli mülkiyetin basınçlarına.

Hazırlığınız tamamsa, kalkan bir el olur insan, zulme karşı. Ateş yakılır.”
“Kalelerimizi, önce, sinirlerimizle inşa etmeliyiz. Çünkü, kara siyasa, en çok sinirlerimizle oynuyor.”
“Yaşamımızla yazdıklarımız özdeştir. Bizde, belki başka çelişkiler bulabilirsiniz, ama, yaşamımıza ters düşen bir satır bile bulamazsınız. Başkalarından önce, biz irdeliyoruz kendimizi.
Ülkemize, yeryüzüne, içimizden gelen ve bizi de taşan yoğun bir insanilikle bakıyoruz. Tüm acıların, genelde, kirli mülkiyetten kaynaklandığı ortadadır. Çünkü; mülkiyet, doğru konumlanmıyor. Çağımızda mülkiyet kirli, eğri ve kanlıdır. İnsan yitmiştir.”
“Sinirliyiz; doğru, öyleyiz.


Ama, insanların sürüklendikleri bataklık öylesine derinleşmiştir ki, bu ortamda, serinkanlılığın, birtakım yetilerimizi köreltmesi tehlikesi belirmiştir. Ya, bir umursamazlığa dönüşüverirse serinkanlılığımız?


Ben, insanları çoğunu, sinirlerimle gözlemlerim.

….
Sözcüklerimdeki ağıtlar, başkaldırılar, istemler, yakarışlar, dualar hep insanlarımıza aittir.

            Bir kaya gibi sert durabilmek: bu ince yolda. Sanat, edebiyat, eylem üçlüsünden, gerçekten olağanüstü güzellikte, ışıltılı ve yeni bir mozaik çıkıyor ortaya. Salt alınterini, emeği birincil ölçüt olarak gören bir savaşımın yerli ve evrensel belgesi bu!”
“Tüm sözcükleri yer de, gene, gereğince betimlenemez insanoğlu! Ambar. Umman! Sorumluluğu yüklenişinden anlasana büyüklüğünü! Tanrım, bana acı! Hepimize acısın; rahmeti sınırsız.”

            Yazar, bu dua cümleleri ile notlarını bitirir.

            1976-1980 yılları arasında tutulan bu notlar, bir yandan insanı kendisine, varoluşsal gerçekliğine çağırırken, diğer yandan çağa tanıklık etmektedir. Tıpkı ölmeden önce ölmek gibi, düne, bugüne ve yarına dair muhasebeler ve muhakemeler yapmaktadır. İnsanın nerede durduğunu, yanılgılarını, saplantılarını doğurduğu sonuçlarla birlikte çokça geçmişte gezintiler yaparak dile getirmektedir. Kimi zaman yolda bir başına yürürken, kimi zaman dostlarıyla duygularını paylaşırken görürüz, en çok da ilk gençlik yıllarından askerlik yıllarına, oradan üniversiteli olduğu İstanbul günlerine, geçmişe doğru yolculuk yaparken görürüz. Bu gidiş gelişlerle yazar kendi durum alışını, oluşum serüvenini dile getirme çabasındadır.
            Nuri Pakdil’in ‘Bir Yazarın Notları I ve II’ kitaplarını, bir Müslüman yazar olarak taşıdığı sorumluluğu ve çağa tanıklığını tutanağa geçirmesi şeklinde okumak gerekir. İnsanı tanıklığa çağırırken, aynı zamanda tavır almaya da çağırmaktadır. Bu nedenle, Edebiyat Dergisinin yayın hayatına girdiği tarihten bugüne değin yayımladığı kitaplarla birlikte onca yazar yetiştirmesi onun yazar sorumluluğunun somut bir göstergesidir. O en zor işi başarmış; tefekkür eden, yol yordam belirleyen, ‘istikamet’ üzere olmayı asıl iş bilen, kimliğini ve kişiliğini kanıtlamış bir nesil yetişmesine vesile olmuştur. Dünya, cennete açılan bir pencere olarak nasıl dizayn edilir, onu göstermiştir.

"

 


  Yorumlar

1 Mahir 2012-11-22
Hazırlığınız tamamsa, kalkan bir el olur insan, zulme karşı. Ateş yakılır.” Böyle güzel hatırlatmaları olsa olsa Musa abimiz yapabilirdi. Seni seviyoruz Musa abi, bizi sözsüz-sessiz bırakma.

«« İlk Sayfa    « Önceki      Sayfa 1      Sonraki »    Son Sayfa »»
   (Toplam 1 Kayıt )   

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR