Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» MUHAMMET KERİM - İNCİRİN KÜLTÜR TARİHİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ
18 Temmuz 2013 Perşembe 11:00
12
14
16
18

      ‘’Ficus carica’’ yani ‘’incir bitkisi’’nin anavatanı Doğu Akdeniz ve Anadolu’dan Afganistan’a kadar olan sahayı kaplamaktadır. İncir bu coğrafyada çok eski çağlardan beri tanınmakta ve uygarlıklar beşiği olan Anadolu, Mezopotamya ve Doğu Akdeniz’de kültür yaratan bitkilerin başında gelmektedir.

      Nar gibi incirin de büyülü niteliklerinin olduğuna dair inanışlar vardır. Örneğin Hitit ritüellerinde incirin çok önemli bir yeri vardır. Bunun nedeni de içinde binlerce tohum barındırması, bereketlilik, doğurganlık ve dişi üreme organıyla eş tutulmasıdır. Bazı geleneklerde Cennet’te var olduğuna inanılan Bilgi Ağacı’nın elma değil incir ağacı olduğu belirtilmektedir. Havva’nın Adem’e aslında elma değil incir yani kendi incirini sunduğu, bu nedenle de cinsel organlarının incir yaprağı ile örtüldüğü belirtilmektedir.

      Tarihin babası Herodotos’a göre de incir Eski Mısır ve Yunan’da verimlilik sembolü olarak görülmektedir. Ayrıca, Yunan’da dişilikten zaman zaman uzaklaşarak erkeksi nitelikler de taşımaktadır. Örneğin Lampsakoslu (Lapsekili) bir tanrı olan ve günümüzde birçok turistik mekanda heykelleri satılan, boyundan büyük cinsel organıyla tanınan Priapos’un heykelleri antik dönemde incir ağacından yapılıyor olup doğurganlık ve bereketle simgelenmektedir.

      İncirle ilgili bir başka rivayette şöyledir: Genellikle incir yaprağıyla betimlenen tanrı Dionyssos sevdiği peri kızı Syka’yı incir ağacına çevirmiştir. Zaten incirin Yunancası da ‘’syka’’ ya da ‘’sykon’’ dur.

Portekiz ve Brezilya’da ise incir işareti koruyucu bir nitelik taşımaktadır. Buradaki amaç kem gözü şaşırtmaktır. Doğaüstü bir gücün tehdidi altında bulunan kişi eğer eliyle bu işareti yaparsa kötü ruhun buna aldanacağına inanılırdı.

      Türkçedeki incir sözcüğünün kökenine bakıldığında Eyüboğlu ve Tietze’nin etimoloji sözlüklerinde incir sözcüğünün Farsça encir/encire sözcüğünden dilimize geldiği belirtilmektedir. Bu sözcüğün gerçek anlamının kıç ya da makat olduğu saptaması yapılmıştır.’’Encirden’’ sözcüğü ise delik açmak anlamı içerdiğinden bu Anadolu’nun bazı yörelerinde utandırıcı nitelik taşımıştır. Bu nedenle de genellikle ‘’ yemiş’’ sözcüğü kullanılmıştır.

      Türk yazın sanatını önemli yazarlarından Elif Şafak ‘’Şehrin Aynaları’’ adlı romanında incirden şöyle bahsetmiştir:

          ‘’…Antonio Pereira gayriihtiyari gülümsedi. Severdi inciri. Kitaba benzerdi incir. Üzerindeki ince kabuğu dikkatlice soyup kapağını araladığında, yazarına başkaldıran harfler gibi kıpır kıpır, huzursuz, asi çekirdek taneleri çıkardı karşısına. Kitaptı incir; hem kitap hem de yasaktı. Yasak bir kitaptı incir; ya da yasakların kitabı. İndex librorum prohibitorum…’’¹

          Elif Şafak.Şehrin Aynaları.İstanbul:Metis yay.,2005,s.99.,Eren Akçiçek,Pınar Dönmez Fedakar.Türk Kültüründe Üzüm ve İncir.Uşşak Tif matbaa.2011,s.76

 Şilili bir yazar olan İsabel Allende ‘’Afrodit’’ adlı kitabında incir için şunları söylemiştir: ’’Eski Yunan’da bu meyve, bereket ve fiziksel aşkla ilintili olan kutsal besinlerden biriydi. Çin’de nişanlılara hediye edilirdi; Avrupa’da da biçimi ve rengi nedeniyle Afrodizyak olarak kabul edilir ve bazı yerlerde vulvaya incir denir, bazı yerlerde eşcinsellere…’’

      Bir kültürde eşcinsellikten, ahlaksal yol göstericiliğe kadar değişik yönleri olan incir ;bazı kültürlerde kalitesine ulaşılmaması ve parayla ithal edilmesi nedeniyle kızgınlık, nefret ve arzu nesnesi olarak da görülmektedir.

  Yine bir söylenceye göre Tanrıça Demeter, kendisini çok iyi ağırlayan Attikalı Phytalos’a hemen orada yarattığı incir ağacını armağan etmiş ve incir Attika’da bu şekilde yaratılmıştır.

      Yunan kültüründe incirin ne kadar önemli olduğunu gösteren bir örnekte Odysseus’un babası Laertes’in de incir yetiştiren bir çiftçi olmasıdır. Roma İmparatorluğu’nun kuruluş hikâyesi içinde de incirin geçtiğini görmekteyiz. Rivayete göre Remus ve Romulus incir ağacı altında dişi bir kurt tarafından emzirilmiştir. Bu söylencede incir ağacı ficus Ruminalis olarak geçmiştir. Rumunalis sözcüğü emziren göğüs anlamına gelen rumis’ten türemiştir. Yine bu söylencede de diğerlerinde olduğu gibi dişil bir gönderme bulunmaktadır.

      Sonuç olarak ne türlü olursa olsun çağlar boyunca genellikle cinsellikle, bereketle, verimlilikle ve doğurganlıkla özdeşleştirilmiş ve bütün Yakındoğu, Ege ve Anadolu kültüründe bu şekilde kabul görmüş kutsal bir bitkidir.

TARİHTE İZMİR TASVİRLERİ VE İNCİR

      İngiliz seyyah Richard Madden 19.yüzyıl’da İzmir’e yapmış olduğu gezide inciri ve önemini şöyle anlatmıştır:

          ‘’Ruhlarının tek düşündüğü incirdir… Bornova bahçeleri hakkında bir şey sorsanız, duyacağınız şey oranın incirle dolu olduğu; o yer hakkında sorular sorduğunuzda sizi incir pazarına yönlendiriyorlar; politika hakkında soru sorduğunda, aldığınız yanıt bu sene incirlerin düşük olduğu oluyor… Nereye giderseniz gidin baş konu her zaman incir, incir, incir!’

      Diğer bir İngiliz seyyah Fuller, 1818 yılındaki seyahatinde bölgedeki ticari hayatı anlatırken bu ürünün Avrupa Pazarı için ve İzmir bölgesinin gelişimi için önemini anlatır.²

¹Richard Madden.Travels in Turkey,Egypt,Nubia,and Palestine,in 1824-27 vols.London:Colburn,1829.Eren Akçiçek,Pınar Dönmez Fedakar.Türk Kültüründe Üzüm ve İncir.Uşşak Tif Matbaa.2011,s.101

²John Fuller.Narravite of a Tour through Some Parts of the Turkish Empire.London:1830.Eren Akçiçek,Pınar Dönmez Fedakar.Türk Kültüründe Üzüm ve İncir.Uşşak Tif Matbaa.2011,s.101

      Alman seyyahlardan Dr.Gottihilf Heinrich von Schubert İzmir Çevresinin inciri için;’’lezzet bakımından çok ünlüdür… İncir Levant ve Avrupa arasındaki hareketli ticaretin başat ürünüdür.’’demiştir.

OSMANLI DÖNEMİNDEN CUMHURİYETE KADAR İNCİR

        Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Menderes Nehri ve kollarının başıboş bırakılmasıyla bazı tarım alanları bataklık haline gelmiş ve bu alanlarda verim düşmüştür. Cumhuriyetin kabul edildiği ilk yıllarda ise bu bataklıkların kurutulup tekrar tarıma elverişli hale getirilmesi için çalışmalar başlatılmıştır.

      Aydın’da incirin deyişlerde, türkülerde, hikayelerde, beddualarda, konuşma dilinde, sivil toplum örgütlerinin logolarında ve spor kulüplerinin armalarında yer alması, ayrıca anıtlarda, heykellerde ve mezarlarda kullanılması diğer ürünlere göre sosyali kültürel ve ekonomik olarak ne kadar önemli olduğunu gösterir.

      19.yüzyılda Aydın’ın en önemli tarım ürünü olan incir pek çok ülkede tanınmaktaydı. Bu ürünün en büyük pazarı ABD idi. Daha sonra ise İngiltere, Almanya, Fransa ve Mısır gibi ülkeler gelmekteydi. İncir ve hurdasının bu ülkelere ihraç edilmesiyle Osmanlı Devleti’ne oldukça yüklü para akışı olmaktaydı.

      Aydın Ticaret Odası’nın tespitlerine göre bu dönemde Erbeyli incirleri o kadar ünlü idi ki dış piyasalarda, özellikle Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa ve Mısır’da aranan bir üründü.

      1887 yılında Büyük Menderes Vadisi’ne gelen Amerikalı ünlü bir seyyah incir için şunları söylemiştir:

          ‘’…toprağın özelliğinden dolayı ürün apayrı bir tat ve koku taşımaktadır. Gerçekten de bu kaliteli topraklar Menderes Vadisi’nin her iki yanını bir incir üretim merkezi haline getirmiştir.’’

      1900 tarihli İzmir’deki konsolos yardımcısı Homsen’in hazırladığı raporda bölgedeki en kaliteli incirin Erbeyli inciri olduğu belirtilmiştir. Yine aynı kaynakta Nazilli ve Sultanhisar incirlerinin de kalın kabuklu olmasına rağmen oldukça değerli olduğuna değinilmiştir.

           20.yüzyılın başlarında incirin en çok ve en kaliteli yetiştirildiği yerler arasında; Aydın, Nazilli, Bozdoğan, Söke, Karacasu, Çine, Karapınar, Erbeyli ve Germencik en başta geliyordu. Bu dönemde Avrupa’ya ihraç edilen ve orada ‘’İzmir İnciri’’ olarak bilinen incirlerin dörtte üçü Aydın’dan, İzmir Limanı’na geliyordu.

¹Ayten Can Tunal.’’Aydın’da Üretilip İzmir’de Pazarlanan İncirin Kısa Tarihi’’ Aydın Eski Eserleri Severler Derneği Aylık Tarih ve Kültür Bülteni.Yıl 3,s.26,Aydın:2006,s.5.Eren Akçiçek,Pınar Dönmez Fedakar.Türk Kültüründe Üzüm ve İncir.Uşşak Tif Matbaa.2011,s.113

 19.yüzyılın son çeyreğinde Menderes Vadisi’nin ortalama incir üretimi her biri 212 kilodan 30 bin deve yükü idi ki, bu yaklaşık 6360 ton yapıyordu.

         I.Dünya Savaşı başlamadan önce Osmanlı topraklarında bulunan incir ağaçlarının yarısından fazlasına Aydın sancağı sahipti. Burada 1913 yılında 43.724 ton incir elde edilmiş ve bunun 23.192 tonu ihraç edilmiştir. I.Dünya Savaşı’nın devam ettiği yıllarda ise Aydın’ın en önemli gelir kaynağı olan incirin satışında yaşanan sorunların önüne geçilmek amacıyla Türkiye’de ilk kooperatifçilik girişimi yapılmıştır.

      21-25 Mayıs 1925 tarihleri arasında Ortaklar (Reşadiye), Germencik, Erbeyli, İncirliova (Karapınar) ve Köşk’te birer incir Müstahsilleri Kooperatifi yeniden kurulmuş ve bu kooperatifin çabaları sonucunda 1928 yılında Amerika’ya ihraç edilen incirler oldukça büyük beğeni toplamıştır.

       1930 yılının buhranlı döneminde, Aydın İncir Müstahsilleri Kooperatifi, hurda incir alımını gerçekleştirerek ve bunların İnhisarlar İdaresi’nde değerlendirilmesini sağlayarak, incir fiyatlarının düşmesini bir ölçüde engellemiştir.

      İncir üreticilerinin üretim ve pazarlamanın yanında karşılaştığı en büyük sorunlardan biri de işgaller ve savaşların yarattığı olumsuz etkiydi. Buna verilebilecek en güzel örnek 29 Mayıs 1919’da gerçekleşen Yunan işgalidir. Bu işgal sürecinde pek çok tarım alanı ve bahçe önemli ölçüde zarar görmüş ve bu olay ticari yaşamı olumsuz yönde etkilemiştir. 1923 yılı sonlarına doğru Aydın’ın içinde bulunduğu zor dönem incir üreticisine büyük sıkıntılar yaşatmış ve incir piyasası üreticileri ortadan kaldırmak isteyenlerin eline kalmıştır. Bunların yanında Kurtuluş sonrası yaşanan bir diğer sorun da Mübadele sonrasında Aydın ve çevresinde bulunan Rumların incir bahçelerini terk etmesidir. Bu boşluk 1924 tarihli Türk-Rum Mübadele Anlaşması ile kısmen doldurulabilmiştir.

      Dünyadaki ekonomik krizin yarattığı etki Yunan işgalinden sonra Aydın çevresindeki incir üreticisine ikinci darbeyi vurmuştur. Bu krizin yarattığı etki sonucu pek çok ilde Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyetleri kurulmuştur. Bunlar arasında Aydın da bulunuyordu. Aydın Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti 1933 yılı başında Şeker Bayramı dolayısıyla tüm halkı şeker değil, incir ve üzüm tüketmeye çağırmıştır.

      19 Şubat 1934’te Aydın’da toplanan İncir Kongresine pek çok milletvekili, banka müdürü, incir bölgesinin ve yerinde seçilen yetkili temsilcileri katılmıştır.

      1933-34 yıllarında incir üreticilerinin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri de incirlerin İzmir’e nakledilmesiydi. Üreticiler Aydın Demiryolu Şirketi’nden şikayetçiydiler. Ancak 1935 yılında demiryollarının millileştirilmesiyle bu sorun çözülmüş ve üreticiler rahatlamıştır.

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
--------UFUK KÜÇÜK----PİŞMANLIĞA MUŞTU---
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR