Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» MİRAÇ K - MAHMUT SAMİ RAMAZANOĞLU (k.s)
06 Mart 2013 Çarşamba 11:24
12
14
16
18

 

Mahmut Sami Efendinin 29. Vefat yıldönümü sebebi ile 23 Şubat Cumartesi günü, Bağlarbaşı Kültür Merkezin de, Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı Tasavvuf araştırmaları grubu tarafından anma programı düzenlendi. 

Program Sami Efendinin 2. kuşaktan torunu A.Faruk Akça hocanın Kuran-ı Kerim tilaveti ile başladı. Ardından açılış konuşmasını Hüdayi Vakfı mütevelli heyeti başkanı Ahmet Topbaş Beyefendi yaptı.

Program bir panel olarak hazırlanmıştı. Oturum başkanı Ahmet Taşgetiren, katılımcılar ise; Sami Efendinin torunu M. Sami Kirazoğlu, Erkam yayınları ve Altınoluk Dergisi sahibi Abdullah Sert ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Kürsüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Derin Beyefendiler idi.

İlk olarak Ahmet Taşgetiren Bey konuşmasında, Altın silsile içerisindeki her bir Allah dostunu böyle programlar ile yakınımıza taşınması gerektiğini, Onları tanıma imkânı bulabilirsek hayatımızda inkılâplar gerçekleştirebileceğimizden bahsettiler.

Oturum Prof. Dr. Süleyman Derin Hocanın konuşması ile devam etti. Hoca, Sami Efendinin hayatını tarihsel olarak geçmişini kısaca özetledi ve bir Tasavvuf akademisyeni olarak değerlendirmelerde bulundu. Şöyle ki;

Mahmut Sami Ramazanoğlu (k.s) 1892 yılın da Adana da doğdu. Sami Efendi ilk ve orta tahsilini Adana da tamamlayıp yüksek tahsil için 1910 yılında İstanbul'a gelir. Darul fünun hukuk fakültesine kayıt olur. Tahsile devam ederken bir sel baskını esnasında kitaplarını sele kaptıran ve bunu kendine manevi bir işaret kabul eden Üstad ‘’demek ki bu meslekte nasibimiz olmayacak’’ der. Hakikaten de bu fakülteyi üstün başarı ile bitirmesine rağmen, kul hakkı endişesi ile Hukuk mesleğini icra etmez.                                       

Bir gün Beyazıt meydanın da karşılaştığı bir zatın zahiri ilimlerin yanın da Bâtıni ilimleri de ikmal etmesi yönündeki tavsiyesi üzerine kelami dergahına gider ve orada Muhammed Esad Erbili hz. leri ile görüşüp talebesi olur. Esad Efendi ; 

‘’- Evladım hastalık nerede ise tedaviye oradan başlamak icap eder. En mühim uzvumuz kalptir. Bu sebeple nafile ibadetlerden önce kalbimizi ihyaya başlayacağız. Kalp zikrine ehemmiyet vereceğiz. ’’ der.  Böylece Sami Efendi için yeni bir hayat başlar.

Hizmetleri ile hocasının takdirini kazanan Sami Efendi kısa zaman da hocasından icazet name almaya muvaffak olur. Dergahların kapatılması ile 1924 yılında memleketi Adana ya döner. 1951 yılın da İstanbul’a gelir. Eren köy Zihni Paşa camiindeki vaazları ve hususi sohbetleri ile irşat hizmeti yürütürken bir yandan da bir ticaret hanenin muhasebesini tutar. 1979 yılın da Medine-i Münevvere’ye hicret eder son yıllarını Hz. Peygambere komşu olarak geçirir ve 12 şubat 1984 Pazar sabahı ebediyete göç eder. Kabri Cennetül Baki’dedir.

Sami Efendi hz. ile aynı dönemde yaşayan Mehmet Zahid Kotku ve Ali Haydar Efendi hz. gibi Allah dostları, büyük çileler yaşayarak Tasavvufun güzelliklerini bizlere aktarmışlardır.

Daha sonra konuşmacı olarak muhterem torunları, M. Sami Kirazoğlu Beyefendi Sami Efendinin aile hayatından bizlere şunları aktardılar;

Muhterem dedeciğim Sami Efendi daima Huzurullah da olduğunun bilince ve yaşantısında idi. Namaz için önceden abdest alıp beklerdi. 2 öğün yerler, ev işlerinde rahmetli hacı annemize yardımcı olurlar, perde takarlar, bakla, fasulye ayıklarlar, eşine haber vermeden asla dışarı çıkmazlardı. Ayaklarını uzatarak oturdukları ya da yattıkları görülmüş değildi. Çok dakiktiler, hiç kimse onu kapıda beklememiştir. Mubalağlı kelimeler kullanmazlardı. ‘’ben demedim mi’’ tabirini kimseye kullanmazlardı. Bir sebze ya da meyve satın alırken dokunduklarını alıp tekrar geri bırakmazlar, çürükte olsa, karşıda ki ümitlenir diye alırlardı. Olta ile tutulan balığı yemezlerdi. Çünkü oltanın ucuna yem takılıyor sonrada balık tutuluyor bu kandırmak olur.. İncelik.. İncelik.. İncelik…

M.S Kirazoğlu Bey, Sami Efendinin hayatından pek çok ibret dolu menkıbe anlattılar. Bir tanesini burada anlatalım. Şöyle ki;

  -    Bir Albay Şefik Can amcamız vardı. Mevlevi Şeyhi. Bir gün Ona, burada büyük bir Allah dostu var seni ziyaretine götürelim diyorlar. Ne kendisi Sami Efendimizi biliyor, ne de Sami Efendimiz kendilerinden haberdar. Hiçbir tanışıklık yok. Ziyarete gidiliyor Şefik Bey Sami efendimizin odasına girdiği anda, mübarek Sami Efendi yüzünü kaldırıyor mesneviden bir dörtlük okuyor. Bu dörtlüğü duyunca Şefik Bey düşüp bayılıyor. Mübarek eli ile Şefik Beyin yüzünü mesh ediyor ve ayılıyorlar.

Şefik Bey Sami Efendiye muhabbet duyar Onu sık sık ziyaret edeler ve mektup gönderirlerdi. Her mektubun altında şu dörtlük yazardı;

‘’ Ey name sana gıpta nasıl etmeyeyim

   Ol kânı kerem destini bus eyleyeceksin ’’

Ve en son konuşmacı olarak Abdullah Sert Beyefendi bizlere, eserleri içerisinden bir Sami Efendi portresi çizdi. Şunları kaydetti;

Şeyh Edebali hz. ‘nin Osman gaziye ‘’ Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli’’ dediği gibi giderken bir şey bırakmıyorsa insan asıl ona oturup ağlamalıdır. Mahmut Sami hz. de ardından çok güzel şeyler bırakmıştır. Bizlerde bıraktıkları yerden devam etme gayreti içerisinde olmalıyız. Sami Efendi yazdığı bütün eserlerini ilk önce hane halkına okurlardı. Aynı bir darül erkam misali.. Bir Müslüman evi nasıl olurun laboratuarı gibi. 

Sami Efendinin yazdığı bazı eserler; Ashab-ı Kiram, Bakara Sûresi Tefsiri , Bedir Gazvesi ve Enfal Suresi Tefsiri, Fatiha Suresi Tefsiri , Hazret-i Halid Bin Velid,  Hz. Ali (r.a.) , Hz. Ebû Bekir (r.a.) , Hz. İbrahim (a.s), Hz. Ömer (r.a.) , Hz. Osman , Hz. Yusuf (a.s),  Musahabe,  Tebük Gazvesi,  Uhud Gazvesi,  Yunus ve Hud Sureleri Tefsiri.

Rabbim hepimizi şefaatlerine nail eylesin duasını yaparak, Dâsitân-ı Hazret şiirinden bir dörtlük ile bitirelim.

Hayru’l halef-i Es’ad-ı dergâh-ı Kelâmî.

Fahrû’l-urâfâ bedr-i hafâ Hazret-i Sâmî.

Dustûr-i zaman mefhar-i Âl-i Ramazandır.

Didâr-ı MUHAMMED ruh-ı pâkine ayândır.


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR