Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» HÜSNİYE TOPRAKÇI - NİL’ İN ARMAĞANI MISIR
05 Eylül 2013 Perşembe 15:00
12
14
16
18

“Arz-ı Mevud’da bir kuyuda başlayan serencamın öyküsüdür Mısır.

Yusuf’un zindanından maveraya geçişin kapısıdır Mısır.

Gönlünü olmaza kaptırmış, tarihe yara gibi mıhlanmış Züleyha’nın eteğinin kıyısıdır Mısır.

Ve ümmetin ihyası için direnişi, dirilişi sergileyenlerin “güvercin yuvası”dır Mısır.”

 

Bir konuşmacı Mısırlıların da Türkler gibi kendi topraklarını yüzyıllardır kendilerinin yönettiklerini dile getirdiği zaman çok şaşırdım. Mısırlıların, ülkelerinde belli bir dönem yönetici oldukları doğrudur. Fakat Mısır’ın uzun tarihine baktığımızda karşımıza şöyle bir kronoloji çıkar.

M.Ö. 3000’lerde Kral Menes, Mısır’da “Nom” adı verilen şehir devletlerini egemenliği altına alarak ilk siyasi birliği kurmuştur. Mısır’ın antik çağ (ilk çağ) dönemi beş bölümde incelenir:

1. Eski Krallık

2. Orta Krallık

3. Sais Krallığı

4. Hiksoslar

5. Geç Dönem

Şunu belirtmekte önem vardır: Hiksoslar, çoban krallar dönemidir. Tahminen M. Ö. 1675-1575 yıllarına tekabül eder. Hiksoslar, Mısırlı değildir. Onlar, Suriye topraklarından göç edip Mısır’a hâkim olmuşlardır. Mısırlılar onları hor ve hakir gördükleri için Hiksoslar, yani çoban krallar demiştir. Bu dönemin en dikkate değer özelliği Hz.Yusuf’un Hiksoslar devrinde yaşamış olmasıdır, İsrailoğulları Filistin’den Mısır’a göç etmiştir.

Tarih boyunca çöl ve deniz başka kavimlerin Mısır’ı istilasını engelleyen tabii surlar olmuştur. Bu nedenle de kendine has medenî özelliklerini koruduğu düşünülür. Topraklarının münbit oluşu, ticaret yollarının üzerinde bulunması ve su kaynaklarının mevcudiyeti büyük fatihleri, ister istemez Mısır’a yöneltmiştir. M.Ö 525 tarihinde Persleri ve M.Ö 333 tarihinde Büyük İskender’i Mısır’da görürüz. Özellikle İskender Krallığı için Mısır büyük önem taşır. Mısır bilimin merkezi olmuştur. İskender’den sonra Mısır’da Roma İmparatorluğu hakimiyet sürmüş, Batı Roma’nın inkıtaa uğramasıyla veraseten Doğu Roma’nın uhdesine geçer. Doğu Roma 642’ye kadar buradadır. 642’de ise çok farklı bir misafire ev sahipliği yapmaya başlar bu kadim belde. Amr bin Ass, Hz. Ömer’e Mısır’ın fethi teklifini götürür, Hz. Ömer pek de sıcak bakmaz olaya. Fakat Amr bin Ass, daha önceden ticareti sebebiyle bu diyarı gördüğünden alınması için halifeye ısrar eder. Mısır’a yapılan seferin komutanlığını bizatihi kendisi yapar ve Kuzey Afrika’nın incisi, İslam devletinin sınırlarına dâhil olur. Fetihten sonra ilginç bir şekilde Kuzey Afrika coğrafyası Araplaşır. Araplar etnik üstünlüğü ele geçirirler. Kıptiler, Hıristiyanlar ve Yahudiler İslam hukukuna göre yönetilirler.

Mısır, Hulafa-i Raşidîn (Dört Halife) döneminden sonra Emevi ve Abbasi egemenliği altına girer. Abbasiler Dönemi’nde Tavaifü’l-Müluk denilen görünüşte Abbasilere bağlı bağımsız devletler ortaya çıkar. İşte bu süreçte iki Türk hanedanı değişik periyotlarda Mısır’a hâkim olur.

hsniye 1.jpg868-905 yılları arasında Tolunoğulları devleti bu bölgeye, Abbasiler’e rağmen egemen olur. Bu devlet zamanında Mısır, görülmemiş bir şekilde zenginleşir. Bu refah halka da yansır. Halk yönetimden memnundur. 935-969 yılları arasında bir başka Türk hanedanı olan İhşidiler’i görürüz. Kendilerine selefleri Tolunoğulları’nı örnek almışlardır. Çünkü Mısır halkı Tolunoğulları’nı çok sevmiştir. Ancak İhşidiler döneminde ülke Tolunoğulları dönemindeki gibi yüksek bir refah seviyesine ulaşamamıştır.

969’da ise Tunus-Kayrevan’da kurulan Şii Fatımiler Mısır’ı ele geçirir. Bu devlet kuruluşundan itibaren (910) Mısır’ı fethetmek için çok uğraşmıştır. Kahire’yi devlet merkezi olarak seçen Fatımiler, zamanla Kuzey Afrika’daki diğer topraklarını kaybeder. 1160’lı yılların sonuna geldiğimizde Fatımiler iç sorunları ile baş edemez durumdadır. Musul atabeyliğinden (Zengiler) yardım isterler. Atabeyi, ordu komutanlarından Şirkûh’u yardım için Mısır’a gönderir. Şirkûh’un ordusunda önemli bir isim vardır: Şirkûh’un yeğeni Selahaddin. Fatımiler’e istenilen yardım yapılır. Ancak devletin çok güçsüz olmasından yararlanan Selahaddin, Fatımiler’in yönetimine son vererek 1171’de Mısır’a hâkim olur. Babası Eyüb’ün isminden dolayı devlete Eyyübiler adını verir.

Eyyübiler’in bölgedeki varlığını 1250’de yine Türk kökenli Memluklar sona erdirir. Memluk kelimesinin anlamını vermeden geçmek istemiyorum. Bence önemli bir mevzudur. Memluk, mülk veya köle edinilmiş anlamına gelir ki buradan hareketle bazı tarihî kaynaklar “Kölemenler Devleti” de demiştir. Eyyübîler, Türklerden müteşekkil bir ordu meydana getirmek için Kıpçak bozkırlarından getirdikleri erkek köleleri “Tıbak” adı verilen bir kurumda yetiştirirlerdi. Tıbak’ta sadece askerî eğitim verilmez, siyaset ilmi de öğretilirdi. Zamanla güçlenen askerler, komutanlar Eyyübi Devleti’ne son verir. Eyyübîler 1250’den 1517’ye kadar Mısır’da hüküm sürerler.

Yavuz Sultan Selim 1516’da Suriye, 1517’de Mısır’ı zaptederek İslam dünyasında büyük bir itibar sağlar. İpek Yolu’ndan sonra Baharat Yolu’nun çıkış noktaları da Osmanlı’ya geçer. Yavuz Sultan Selim, Mısır’ın büyük bir öneme sahip olduğunu görür ve bölgeyi ele geçirmekle de bunu gösterir. Mısır, Osmanlı’ya bağlı bir eyalet haline getirilir. Merkezden gönderilen valilerce yönetilir.

kavalalı.jpgOsmanlı Devleti’nin dostu görünen Fransa İmparatoru Napolyon Bonaparte 1798’de Mısır’ı işgal eder. Öyle beyanatlar verir ki “adam sen de mi Müslüman oldun” diye sorasın gelir. Sömürgeci mantığıyla halka yaklaşır ki tepki oluşmasın. Fakat İngiltere stratejik açıdan oldukça önemli olan Mısır’ı yedirecek değildir. Osmanlı Devleti’ne gereken yardımı yapar. Hatta Fransa donanmasını yakmaktan da çekinmez. Çünkü Mısır’daki Fransa’nın varlığı İngiltere için tehlike teşkil emektedir. Doğu’ya giden sömürge yolları üzerinde güçlü bir Fransa istemez. Fransa, Osmanlı Devleti ile imzaladığı 1802 el-Ariş Antlaşması sonucu Mısır’ı terk eder.

Mısır tarihine damgasını vuran isimlerden biri de Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dır. Bugün Yunanistan sınırları içinde bulanan Kavala’da doğan Mehmet Ali Paşa, Fransızlar Mısır’ı terk ettikten sonra Osmanlı tarafından gönderilen birlikte yer almıştır. Bu birliğin görevi Kölemenler ile mücadeledir. Kavalalı zeki, cesur, tuttuğunu koparan ve başarılı bir komutandır. Mısır’ın iç karışıklıklarından yararlanarak yönetimi ele geçirir. Osmanlı Devleti bu gelişmeler üzerine onun valiliğini tanımak zorunda kalır.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa; bayındırlık, idare, tarım ve ticaret alanlarında çalışmalar yapar. Avrupa ülkelerine öğrenim için öğrenci gönderir, Avrupa’dan öğretmen, subay, mühendisler getirtir. Avrupa modelinde bir ordu oluşturur.

Osmanlı Devleti ile Mehmet Ali Paşa arasında çıkan anlaşmazlıklar savaşlara sebep olur. Batılı devletlerin müdahalesi sonucu “Mısır Meselesi” uluslararası bir boyut kazanır. Batılı devletlerin baskısı sonucu Mehmet Ali Paşa 1841’de hazırlanan “Mısır Valiliği İmtiyaz Fermanı”nı kabul etmek zorunda kalır. Mısır valiliği Mehmet Ali Paşa ve ailesine bırakılır, Osmanlı Devleti’ne bağlılığını sürdürür. Mehmet Ali Paşa oğulları döneminde Mısır valilileri “Hidiv” unvanını kullanır.

Mısır’ın önemini arttıran en önemli gelişmelerden birisi, Süveyş Kanalı’nın 1869’da açılmasıdır. İngiltere, Mısır ile daha fazla ilgilenmeye başlar. Hindistan yolunu güvenlik altına alma politikasında Kıbrıs’tan sonra (1878) önemli bir stratejik nokta olan Mısır’ı Osmanlı topraklarından koparır (1882). Osmanlı Devleti, Mısır’ın İngiltere tarafından işgal edilmesini kabul etmez. Ancak I. Dünya Savaşı’nın çıkması ve savaşın Osmanlı aleyhine neticelenmesi ve Lozan Antlaşmasıyla bu topraklardan vazgeçmek zorunda kalır.

1922’de Mısır’daki milliyetçiler İngilizlere karşı ayaklanır. İngiltere, Mısır’daki siyasi yönetimine son verir. Ancak Süveyş Kanalı’ndaki varlığını sürdürür. 1956’da patlayan Süveyş Bunalımı sonucu İngilizler kanaldan çekilmek zorunda kalırlar.

1922’de İngilizlerden siyaseten ayrılan Mısır’da yönetimi son hidiv , I. Melik Fuat adıyla sürdürür. Daha sonra Kral Faruk yönetime geçer. 1952’de General Necip darbeyle yönetime gelir. 1954’te gerçekleşen bir başka darbeyle de Albay Cemal Abdunnasır başa geçer.

Cemal Abdunnasır Mısır siyasetinin en önemli isimlerinden biridir. II. Dünya Savaşı sonrası dünya, Doğu ve Batı bloğu şeklinde ikiye ayrılır. Bu bloklarda yer almak istemeyen bazı devletler “Bağlantısızlar Hareketi”ni meydana getirirler. Bu hareketin ortaya çıkmasını sağlayan liderler Yugoslavya Başkanı Tito, Hindistan Başbakanı Nehru ve Mısır Başkanı Nasır idi. Ayrıca Filistin topraklarında İsrail’in kurulmasına en büyük tepkiyi gösteren Mısır, Arap dünyasında büyük bir itibar elde eder. Nasır, Mısır’ı Arap dünyasının lideri konumuna getirmeye çalışır, bu çizgide politikalar üretir. Mısır milliyetçilerinin olmazsa olmazlarından biri Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesidir. 1956’da Nasır, kanalı millileştirdiğini açıklar. İngiliz ve Fransız kuvvetleri harekete geçmesine rağmen ABD’nin araya girmesiyle sorun Mısırlılar lehine sonuçlanır ve İngiltere kanaldan çekilir. Ancak aynı yıl İsrail’in de saldırısıyla karşılaşır. 1967 Mısır-İsrail Savaşı, Mısır için tam bir hezimet olur. 6 Gün Savaşları olarak da anılan bu savaş sırasında İsrail, Sina Yarımadası’nı da alarak Süveyş Kanalı’na kadar ilerler.

1970’te Nasır’ın ölümüyle ordu mensubu Enver Sedat, devlet başkanı olur. Nasır’dan farklı bir dış politika izler. SSCB’den uzaklaşarak ABD’ye yakınlaşır. 1973 Arap-İsrail Savaşları sonucu Sina’daki topraklarını geri alır. ABD’nin devreye girmesiyle Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ve İsrail Başkanı Menahim Begin, Camp David Antlaşması’nı imzalar. 1978’de imzalanan bu antlaşma ile Mısır, İsrail’in bölgedeki siyasi varlığını tanıyan ilk Arap devleti olur. Bu durum Arap dünyası tarafından tepkiyle karşılanır. Pek çok İslam ülkesi Mısır ile ilişkisini kesip, Mısır’a ticarî ambargo uygular. Mısır, Nasır’ın önem verdiği Arap dünyası liderliğini kaybeder. İslam Konferansı Örgütü’nden, Afrika Ülkeleri Birliği’nden, Arap Birliği ve İslam Teşkilatı’ndan çıkarılır. Enver Sedat’ın, İsrail’i tanımasına ve Camp David Antlaşması’nı imzalamasına halk da sessiz kalmaz. 1981’de bir subay olan Halid el-İslambulî tarafından askerî resm-i geçit sırasında öldürülür. Yerine Hüsnü Mübarek geçer. 2011’e kadar iktidarda kalan bu lider “Arap Baharı” adı verilen bir halk hareketi sonucu görevden uzaklaştırılır ve tutuklanır. Ancak 2013 Ağustos ayı itibariyle yargılandığı davalardan beraat ettirilerek tahliyesine karar verilir.

Şimdi konunun başına dönersek, ilk çağ Mısır’ında yöneticiler Mısırlı iken daha sonra bu mevki Mısırlı olmayanların elinde olmuştur. Bu durum Cemal Abdunnasır’ın yönetimi ele geçirdiği zamana kadar devam etmiştir.

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
--------UFUK KÜÇÜK----PİŞMANLIĞA MUŞTU---
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR