Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» HÜSEYİN ARSLAN - YİTİK HAZİNE
11 Aralık 2012 Salı 13:20
12
14
16
18

  TÂRİH BİLGESİ PROF. ŞAHİN UÇAR

            1995’te üniversiteyi bitirirken, çok geç te olsa tanıma fırsatı bulmuştum Şahin Hoca’yı. Okuduğum ilk kitabı “Târih Felsefesi Yazıları” idi ve tam mânâsıyla yüreğimden vurulmuştum. Uzun süredir aradığım ve sancısını çektiğim hikmet kırıntılarına kavuşmuştum sanki. Bu sefer bir yanılsama da değildi üstelik. Tarih okuyan bir öğrenci olarak, hep bir şeyler eksik diyordum ki, Şahin Hoca bu eksikliği tam zamanında doldurmuştu: Felsefe ve tarih felsefesi. Elbette özellikle 1990 sonrası tarih öğretimi felsefî boyut kazanmaya başlamış ve ben de bu derinliğe dâhil olma heveslisiydim. Fakat bu derinliğin tam olarak ne mânâya geldiğini, ancak Şahin UÇAR Hoca’yı okumaya başlayınca anlayabildim. Bunların bir kısmı Halil İnalcık ve İlber Ortaylı gibi tarihçilerimizde de mevcut idiyse de muhayyilemizde oluşabilecek derinliğe ancak Şahin Hoca hitâb edebilmekteydi. İsmet Özel’in dediği gibi

 

          …vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi

            genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için

            halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti

 

Artık, nasıl ki çağın bilge Kral’ı Aliya İzzetbegoviç ise, târihin Bilge Kral’ı da Şahin Hoca idi. Neden derseniz; zannetmeyiniz  ki Hocamızın sadece târih, felsefe, şiir, dil, hüsn-ü hat ve musıkîşinaslığı yönlerindendir. Asıl mesele Hocamızın aşk ehli olmasındandır.Yoksa bu kadar güzellik bütün kütüphaneler yutulsa meydana çıkacak hususiyette değildir. Yâni üstâd bilmekte ve aktarmaktadır  ki “Sen sende iken menzil alınmaz”…

            Şahin UÇAR Hoca 1949 Sivas Acıyurt doğumlu olup ilk ve orta öğrenimini Sivas’ta tamamladı. Yüksek öğrenimini de 1972 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünde yaptı. 1973-76 yılları arasında Sivas'ta öğretmenlik yaptı. Klasik tarzda mürettep bir divan olan Şeydâ Divânı'nı öğretmenlik yıllarında Sivas'ta tamamladı. Şeydâ Divânı ve Hat çalışması sebebiyle, 1976'da, Erzurum'da Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde Paleografi ve Epigrafi uzmanı tayin edildi. 1980'de Amerika'ya giderek Princeton Üniversitesi'nde araştırmalar yaptı ve İngilizce öğrendi. 1983'de, Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız nezaretinde İslâm Tarihi doktorasını tamamladı. Şahin Uçar, 1993'te Selçuk Üniversitesi'nde Yardımcı Doçent, 1989'da Doçent oldu. Aynı yıl, Ankara Valiliği himayesinde İl Kültür Müdürlüğü sergi salonunda "Hat ve Tezyînât Sergisi" açtı. Bu vesile ile yapılan röportajlarda, bazı hat ve tezhib eserleri gazetelerin kültür sayfalarında basılarak tanıtıldı. 1993'te Profesör olarak Niğde Üniversitesi'ne geçti. Dekan Vekili, Rektör Yardımcısı ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü olarak ve Tarih bölüm başkanı olarak çalıştı. Ardından Kazakistan Hoca Ahmed Yesevi Ün.’de Tarih Bölüm Başkanlığı(1999), İslam Araştırmaları Merkezi ve İslam Ansiklopedisi Başkanlığı(2001), Gebze Yüksek Tekn. Enstitüsünde Strateji Bölümünde ‘Devlet Felsefesi’ ve ‘Milli Strateji ve Tarih’ master dersleri hocalığı(2001),Sofya Yüksek İslam Enstitüsü Direktörlüğü(2002), tekrar Gebze Yüksek Tekn. Enstitüsünde Strateji Bölümünde ‘Devlet Felsefesi’ master hocalığı(2004), Hoca Ahmed Yesevi Ün.’de Çimkent’te hocalık(2004) ve Uluslararası Sarajevo Ün.’de hocalık (2008) görevlerinde bulunmuştur.             Prof. Şahin UÇAR’ın birçok saha araştırması, konferansları yanı sıra çeşitli sosyal faaliyetleri deolmuştur. Hocanın önemli eserleri ise;  Şeyda Divanı, Patterns and Trends in History, Anadolu’da İslam ve Bizans Mücadelesi, Tarih Felsefesi Açısından İslamda Mülk ve Hilafet, Tarih Felsefesi Yazıları, Varlığın Ma’na ve Mazmûnu (diğer bir baskısı Varlığın Anlamı), Hüküm Gecesi(diğer baskısı ‘Mâlihulya’, genişletilmiş bakısı da ‘Sen Şarkını Söyle’), İnsanın Yeryüzü Macerası, Kültür Teknoloji ve Sanat Yazıları, Dil ve Felsefe’dir. Şüphesiz Hocanın musîkiye, hat ve tezhibe dâir çalışmalarının da olduğunu  da unutmayalım.

                        Târihte yorumun öneminin birazını rahmetli hocam Prof. Serap Yılmaz’dan ama çoğunu Şahin Hocamızdan öğrenmiştik. Çünkü Şahin Hoca: …”bütün tarihi öğrenmek ve bir  vak’alar kolleksiyonu olarak tam mânâsıyla bilmek esasen imkansız olduğu gibi mânâsızdır da; çünki tek tek vak’aların yekûnu olan,yorumun işe karışmadığı bir târih faydalı değildir. ( Tarih Felsefesi Yazıları s.14)

            Târihî bilginin, dillerin içinde yer aldığını da Hocanın “lisan târihin arşividir” naklinden öğrenmiştim.(a.g.e  s.15). Yine bu minvalde kadîm dilimizin önemini biliyor idiysem de çok kıymet kesbettiğini,  ancak Hocamın şâir uslûbunu konuşturarak ifade ettiği “herkes nizâm-ı kelâma müdahale ederse; bu Osmanlıcadır, bu terkibdir,Arapçadır tasfiye edelim, öztürkçe kelimeler icad edelim denirse; işte o zaman, insaniyet tenzil-i rütbe ile hayvâniyyet mertebesine iner” ifadesiyle keşfetmiştim. Neticede öğrenmek başkaydı, bilgilerin kalbe inip nüfûz etmesi başkaydı. Kalbe nüfûz ederse hayata uygulanırdı çünkü.

            Bunların ötesinde tarihi anlamada tarihi anlamada XX. Yüzyılın başından itibaren etkili olan ve kısaca “olup biten ne varsa târihin bir parçasıdır ve önemlidir” fikrini işleyen Fransız Annales Ekolünün doğru ve ehemmiyetli olduğunu ama bunun  tam bir  târih felsefesi oluşturmadığını da ifade etmiştir Şahin Hoca.

            Ama şüphesiz Şahin Hoca’nın bana kattığı en önemli şey, descartes’ın  “Cogito ergo sum” sözünü kısa ve öz şerh etmesiydi. Bunu açıklamadan önce Hoca bir hususun önemine dikkat çekmiştir ki o; “dil öğrenmek deyince tarzanca konuşmak ya da okuyup yazmanın ötesinde, o dilin mantığıyla düşünmeyi ve kültürünü öğrenmeyi kastediyoruz unutmayalım... doğrudur yabancı dil yabancı kültür de telkin edecektir. Ancak düşünmeyi öğrenmenin bedeli yabancılaşmaktır. Her şeyin bir bedeli olacaktır. Mukayese imkanımız olmazsa, düşünmek imkanımız da olmayacaktır.

Dilin, kelimeleri lügatten öğrenmekten yahut işiterek öğrenmekten fazla bir şey olduğunu iyi gösteren bir misal geldi aklıma” der ve ‘cogito ergo sum’u şöyle açıklar: “Geçenlerde Lübnanlı Papaz Marun Hûri’nin el-Felsefetü’l-Fransiyye min Dıkart ilâ Sartr (Descartes’tan Sartre’a Kadar Fransız Felsefesi) kitabını okuyorum (Jon Wahl’den tercüme). Baktım ki: Mârun Huri; Cogito ergo sum’u ‘üfekkîru men ene mevcûdun’ diye tercüme etmiş. İşte Descartes’ın bütün felsefesini  üzerine inşa ettiği kaziye, 15 sayfa kadar bu sözün şerhini okudum. İkide bir ‘kucitu’(cogito) sözü geçiyor tabii. Fî târihinde Latinceye heves etmiş, biraz çalışmıştım. (İngilizcenin yarısı Latinceden gelir zaten.) Birden fark ettim ki, biz Descartes’ı yanlış anlıyoruz. ‘Üfekkîru izen ene mevcûdun’, ‘düşünüyorum o hâlde varım’ demektir. Arapçaya da tıpkı Türkçeye tercüme edildiği gibi ‘düşünüyorum’ olarak tercüme edilmiş. Sağolsun M. Karasan, Descartes’a aşinâlığım klasiklerden çıkan tercümeleri sayesinde talebelik yıllarımdan başlar. Hiçbir zaman, bu ‘düşünüyorum’ kelimesinin tercümesinden şüphe etmemiştim. Nasıl edeyim ki, bütün felsefe târihi boyunca da böyle anlaşılmış. Türkçe tercümesinden yahut İngilizce tercümesinden okusam yine fark etmezdim. Bu farklı anlama imkânını bana Arapça verdi. Kitabın 13. Sayfasına heyecanla buluşumu yazmışım. ‘Eureka’(buldum!?) Cogito ergo sum’un tercümesi ‘üfekkîru izen ene mevcûdun’ değil ‘Eş’ûru izen ene mevcûdun’ olacak. Hatta Descartes’ı aslında sevmediği ‘tecrübeci’ geleneğe yaklaştırma bahasına ‘Udrîku ‘ dahi denilebilir. Fakat üfekkîru(düşünüyorum) olmaz! Eş’ûru(şuuruna varıyorum) diye anlaşılmalı. Çünkü ‘Cogito’nun Latincedeki anlamı da budur. (Şüphesiz düşünüyorum anlamı da var ve zaten fark bir nüans farkı gibi görünür bu tercümede.) Descartes’ın kastetmesi gereken anlamı da zaten budur. İşte dil ve arkasındaki  kültür backgroundu(zemini, arka planı)…

Netice-i kelâm, Şahin Hocamdan  öğrendiğim târih felsefesine dâir şuur, bana şunu ilham etmiştir ki; düşünürsen (şuuruna varırsan anlamında elbette) konuşursun ama konuşursan düşünemezsin. Nuri Pakdil üstadın da dediği gibi  “Sükût sûretinde  çok koyu düşer ses.” Ve hiç kuşku yok ki Târih dediğimiz şey de aslında sustuğunuzda size bir şeyler söyleyebilir. Elinizdeki belgeler bile çoğu zaman o kadar çok şey ifade etmelerine karşın hakîkati söyleyemeyebilirler.

Daha çok düşünüp daha az konuşmak ve gençliğimizin Şahin UÇAR Hocanın farkına varması dileğiyle…Vesselâm

                                                                                                   

           


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR