Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» HÜSEYİN ARSLAN - TARİHİ AN(LA)MAK
02 Eylül 2012 Pazar 00:20
12
14
16
18

 

                                                           Ne içindeyim zamanın,
                                                           Ne de büsbütün dışında;
                                                           Yekpare, geniş bir anın
                                                           Parçalanmaz akışında.

                                                           Ahmet Hamdi TANPINAR

 

          “Evrendeki bütün varlar niçin yuvarlaktır ?” sorusunu yöneltir Ali Şeriati “Bir Önünde Sonsuz Sayıda Sıfırlar” isimli eserinde. Aslında çocuklar içinmiş gibi görülen bu eser tam da büyük çocuklar için sayılabilir. Evet gözünüzü gecenin zifiri karanlığında gökyüzüne diktiğinizde bütün gök cisimlerinin yuvarlağımsı, dairevî olduğunu görürsünüz. Acaba bize “ varacağınız yer başladığınız yerdir “ mi denmek isteniyor?  Ne şekilde doğduğumuzu ve ne şekilde öleceğimizi düşündüğümüzde Karacaoğlan’ı hatırlamadan edemiyoruz.. “Üryan geldim üryan giderim. / Benim ölmemeye dermanım mı  var efendim”...

          Varacağımız yer başladığımız yer ise neyi bilebiliriz ki, kendimizi bilme gayretinde olmaktan başka. O zaman da Yunus Emre’yi hatıra getirmen icâb ediyor ...”  ‘İlm  ‘ilm bilmektir /  ‘İlim kendün bilmektir”... Yönetmenliğini  Clint Easwood ‘ın yapıp Kevin Costner ile beraber oynadıkları “Kusursuz Dünya ( A Perfect World) filminin final sahnesinde polis şefi Red’in;  ruhunun derinliklerinde Tanrı’nın izine rastladığı kaçak mahkumun ölümüne mâni olamadığında, kendisine “Sen elinden geleni yaptın biliyorsun.” diyen psikolog bayana  “Hiç bir şey bilmiyorum..Tek bir şey bile...” deyişini de hatırlatmadan edemeyeceğim.

        Peki bunca olup bitenlerin, binlerce hatta kuvvetle muhtemel yüzbinlerce yüzyıllık insanlık sürecinde olup biten târihî hâdiselerden yola çıkarak neyi bilebiliriz dahası bu hâdiseleri tam olarak bilebilir miyiz ?  Ve tabii bütün bunları hâvî  tarih nedir, anlaşılabilir mi yoksa sadece anılabilir mi ?

        Evet bütün bunlar târihin konusu olmaktan çok “târih felsefesi”nin hatta doğrudan felsefenin konusudur. Peki biz meseleye ne kadar vâkıfız ve bu alanda var mıyız? Olduğumuz şüpheli elbette. Zira tarihin felsefesi biraz (belki de tamamen) varlığın felsefesidir. Târihin; ontolojik olarak ne olduğu ise yapıla gelmiş târih tanımları ile kavranabilmekten çok uzaktır.  Fakat biz geçmişte olan ne varsa diye kestirme bir çerçeve tanım yapacak olursak en azından meseleye bir başlangıç yapmış oluruz.

           Şimdi; tarih ne kadar anlaşılabilir ve neyi tam olarak anlatabilir. Eğer söz konusu  tarihi yapan bizzat siz değilseniz buna belirgin  bir cevap cevap verebilmem neredeyse nâmümkün.  Tıpkı M. Akif’in dizelerinde belirttiği hâli yaşarız sanki

      “Görünmüyor güneş artık,önünde perde cibâl;

        O, şimdi başka ufuklardan etti  arz-ı cemal

                                                                                (el-Uksur’da)

         Öyleyse tek bir yol kalıyor. O da Aquinolu Thomas’ın dediği gibi “Anlamak için inanmak, inanmak için anlamak gerekir.” İstediğiniz kadar tarihî denebilecek hatta objektif(!) kabul edilebilecek belge gösteriniz ancak bunları yazanların bakış açısıyla bakarsınız. Farklı yerlerden bakmayı deneseniz bile bakışınızdaki setrelenmiş durum zail olmayacaktır.

           Son dönemlerde (yarım yüzyıldan biraz fazlaca), olaylara bütüncül bakışı getirerek kıyıda kalmış günlük telaşeleri bile ele alıp, hayatın her alanını tarihin içine alan ve o şekilde inceleme yapmaya çalışan Fransız Annales ekolünün tarihe yönelttiği perspektif bile hâdiseleri bir yere kadar vuzuha kavuşturabilecektir. Çünkü tarihî hadiseler yazılıyorsa daha çok galipler tarafından yazılır ve neyi söyletmek istiyolarsa çoklukla onu söyletirler bu  muamma disipline.  Yine  bunlar  size  bazı  şeyler   hakkında bilgi verir belki ama, ya anlama kabiliyeti ve feraseti ?... Çok zor. Zîra vak’a bilgisine sahip olabilirsiniz fakat bu vak’aya dair bilgileri oluşturanların, bu konuda tam olarak ne düşündüklerini veya ne düşünmediklerini bilemeyeceksinizdir. Bir de bu bilgilere muhatap olanların nasıl düşündükleri, vak’a bilgilerine ne söyletmek istedikleri de olayın yönünü belirleyebilecektir. Yani işi pozitif bilim çerçevesinden ele alamazsınız ve çoğu zaman sosyal bilimlerde  2+2=4  sonucuna ulaşamayacaksınız. Hele bir de  konuyla ilgili belge- bilgi eksikliğiniz de varsa  tamamen iğneyle kuyu kazmak zorundasınız. Öyleyse,  belki de Will Durant’ın dediği gibi “ Tarihin çoğu tahmin geri kalanı da peşin hükümdür” demek mümkün.

          Meselâ, XIII. Yüzyılın ikinci yarısında Karamanoğlu Mehmed Bey’in divan yazışmalarını ve devlet meselelerinin konuşulmasını Türkçe yaptırması; Türkçe sevdalısı olmasından daha ziyade, kendisinin sadece Türkçeye vâkıf olması ve ortamın siyasî-ictimâî karışıklığı, yabancı casusların dört bir yanda cirit atması sebebiyle olmuştu. Ama bugünkü değerlendirmeler, Karamanoğlu Mehmed Bey’in  verdiği emrin şimdilerde bir dil bayramına kapı açtığı noktasındadır.  Misaller çoğaltılabiir tabii ki.

         Tarihi an(la)mak şüphesiz çeşitli yol ve usullerle yapılmaktadır. Bu bazen bir masal, bir hikaye, bir roman, bir şiir, bir bilimsel tarih eseri ve bazen de bir film ile olabilmektedir. Hepsinde de aslında aynı tehlike vardır. Doğru yerden bakıyor muyuz? Bu bakışı güçlendirecek felsefi altyapımız var mı? Sadece biri üzerinden sorumuzun çerçevesini  genişletip tekrar soralım. Malum son zamanlarda nur topu (!) gibi bir tarih filmimiz oldu. Fetih 1453 filmi elbette. Şimdi neticede filmdir, kurgudur vs.. ama böylesine büyük bir tarihi olaylar zincirine etki eden bir fetihten bahsediyoruz. Filme bir hadis-i şerif ile başlamak, güçlü efektler ve animasyonlar kullanmak maalesef iyi bir eser oluşturmaya yetmiyor. Maalesef filmimizde bir tarih felsefesi kurmaktan, bir felsefi bakış oluşturmaktan uzak duruyoruz. Bu meyanda bizim sinema anlayışımızla, bu sanatı başlatanların anlayışlarının bir mesafe oluşturması, alınan mesafelerin farklı olması bir yana bizim sinema felsefemizin henüz tarihe bakışımıza yansımadığı da bir hakikat.

            Neticede sinema dediğiniz muhayyile ve onun dile yansımasıdır. Batı dünyasının yani sinemanın başladığı coğrafyanın; bizim gibi, dilde âni bir kırılmaya uğramyışı, medeniyetinin bir yansıması olarak bu işi götürmesi, neticede sahip olduğu felsefeyi bu san’ata da yansıtmasına sebep olmuştur. Aynı şeyi sinemada asıl başarıyı yakalayan Rus sineması, son zamanlarda öne çıkan İran ve Kore sinemaları için de söyleyebiliriz. Ama biz bin yıldan fazla, neşvünemâ bulduğumuz felsefemize, d,l,m,ze ve medeniyetimize yabancılaştığımız bir süreçten geçtik son yüzelli yıldır. Bir yabancının ise bilmediği bir şehirde ne durumda olacağı mâlumdur. Yâni işimiz zor tabii bu şartlarda.

        Fetih 1453 filminde, devletin hayat felsefesi, fetih felsefesi, devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’nin sebeb-i siyaseti maatteessüf söyleyebilirim ki hafiye titizliğiyle bile arasanız bulamayacağınız  mevzular. Devletin topraklarının genişlemesi netice değil sebeb olarak gösterilmiş ve hani meselenin yabancısı da sizinle savaşmak istemeyenlerin de olaya zorlanıp size zorla düşman edildiği izlenimine kapılabilir. Neticede sinema efektleriyle bir felsefe oluşturamıyorsunuz ancak bir gösteri yapabiliyorsunuz. Oysa, Amerikan iç savaşının önemli bir muharebesi olan Gettysburg’un aynı isimli dört saatlik filmi, öyle mühim bir aksiyon içermemesine rağmen o kadar incelikli bir felsefe ile ele alınmıştır ki hemen her sahnesi ibretlik denebilir. Bu filmi seyrettiğimde  keşke diyorum; biz de  Çanakkale Savaşlarını bu şekilde ele alabilsek. Fetih filmimizde bazı oyuncuların amatör kalan oyunculuklarını (Akşemseddin karakteri mesela) ise şimdilik fazla mevzu bile yapmıyorum. Amma velakin, bir tarihi vak’ayı da böylece hakkıyla kayrayamamış oluyoruz tabii ki. Yine de film bu tür filmlerin yapılabilmesine zemin oluşturmuştur diyebiliriz herşeye rağmen.

        Öyleyse nasıl yapacağız da tarihi an(la)maya yakın olacağız. Hatta bu mümkün mü? Farklı yoldan gidersek belki. Eğer tarih bir şekilde size yanaşmışsa ( burada Bayezid-i Bestami’yi hatırlamadan geçemeyiz. Hazret “aramakla bulunmaz ama O’nu bulanlar arayanlardır” der) bir yorum getirmeden anlayabilmeniz pek mümkün değildir. Yani onu an(la)mak yine size kalıyor. Burada da iki hususun önemi büyüktür. Birisi meseleye ruhunuzla yaklaşmak ki buna sanatçı duyarlılığı diyebiliriz.* Diğeri de olayı bir örgün eğitim mantığı içerisine hapsetmeden, kişilerden, kurumlardan, kalıplaşmış düşüncelerden sıyırarak geniş bir felsefi boyutta düşünebilmektir. Bu kısmın içinde sizden önce meseleyi düşünenlerin bazen hata yapmış olabileceklerini düşünmeniz gerekirken bazen de sizin hatadan hâli olamayacağınızı da idrak etmeniz gerekir. Yani nerden bakarsanız bakın olay uykunuzu kaçırabilecek boyuttadır. Her şeyden önemlisi ise iyi niyetinizi eksik etmemeniz gerkecektir. Üstelik sizin düşüncenize sığmasa da, size ve sizden olanlara kayıplar verdirebilecek olsa da. Zira aslolan adalettir menfaatiniz değil. Yoksa pragmatik batılı zihniyeti (özellikle Amerikalıların) size de sirayet edebilir. Kaldı ki toplum olarak bize bulaşmış durumdadır. Bir düşünelim bakalım okullarımızda çocuklarımız, gençlerimiz ne olursa olsun yüksek notlar alabilme telaşında mıdırlar yoksa adil olalım da gerekirse aleyhimde olsun mu demektedirler. Buna verceğimiz cevap tarihi an(la)mamıza da doğrudan etki edecektir vesselam.

        

 

        


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR