Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» GEÇMİŞTEN NAZENİN BİR ANI:MAĞARADAKİ AŞK - ZAHİT KANSIZOĞLU
21 Eylül 2011 Çarşamba 19:10
12
14
16
18

 

Bugün için yalansız, temiz bir aşk yaşansa herhalde fazlasıyla sıra dışı olurdu. Bu gerçek, gökten başıma inen bir tokmak gibi canımı yakıyor, mamafih bugün kendimi kandırmak istiyorum… Hani sıkılırsınız da kendinize masal anlatırsınız ya kurduğunuz hayallerle, işte ben de bugün öyle bir şey yapmaya çalışıyorum.(Rabbimin affına sığınarak… ) Bu temiz aşk yalanına inanmanızdan korktuğum için ya da başka bir şeyden değil, size bunu söylemem. Sebebini ben de bilmiyorum,üzgünüm!!!

Bu arada aşk demişken, Mağaradaki aşkları dinlediniz mi ya da herhangi birine şahit oldunuz mu?

Ah evet, yine mi mağara, o karanlık duvarlar, sıkıcı hava diyeceksiniz, size hak vermemek elde değil. Bunun için de üzgünüm. Artık uzatmadan başlayalım masala… Ve Bismillah…

Bir varmış, bir yokmuş… Samanın altından su yürürmüş, su samanın altından yürürmüş(birisinin dediği gibi).Cinler oynarmış, dereler akarmış, bir de Eflatun’un mağarasında ben gibiler yaşarmış.

Hadi biraz yürüyelim sizinle. Sesi duydunuz mu? Eflatun orda bir şeyler diyor gibi. Gelin dinleyelim. Durun, sanki mağaradan bahsediyor, siz de duyuyor musunuz?

“-Bir mağara düşün dostum.. Girişi boydan boya gün ışığına açık bir yer altı mağarası. İnsanlar düşün bu mağarada. Çocukluktan beri zincire vurulmuş hepsi; ne yerlerinden kıpırdamaları, ne başlarını çevirmeleri kabil, yalnız karşılarını görüyorlar. Arkalarından bir ışık geliyor.. Uzaktan, tepeden yakılan bir ateşten. Ateşle aralarında bir yol var, yol boyunca alçak bir duvar. Gözbağcıları seyircilerden ayıran setleri bilirsin, üzerlerinde kuklalarını sergilerler, öyle bir duvar işte… ve insanlar düşün, ellerinde eşyalar; tahtadan, taştan insan veya hayvan heykelcikleri, boy boy, biçim biçim. Bu insanlar duvar boyunca yürümektedirler, kimi konuşarak, kimi susarak. Garip bir tablo diyeceksin, hele esirler daha da garip. Doğru.. O esirler ki ömür boyu başlarını çevirmeyecek, kendilerini de, arkadaşlarını da, arkalarından geçen nesneleri de duvara vuran gölgelerinden izleyecekler. Şimdi de mağarada seslerin yankılandığını düşün.. Dışarıdan biri konuştu mu, esirler gölgelerin konuştuğunu sanır, öyle değil mi? Kısaca, onlar için tek gerçek var: Gölgeler.

Tutalım ki zincirlerini çözdük esirlerin, onları vehimlerinden kurtardık. Ne olurdu dersin, anlatayım..Ayağa kalkmaya, başını çevirmeye, yürümeye ve ışığa bakmaya zorlanan esir, bunları yaparken acı duyardı. Gözleri kamaşır, gölgelerini görmeye alıştığı cisimleri tanıyamazdı. Biri, ona “Ömür boyu gördüklerin hayaldi. Şimdi gerçekle karşı karşıyasın ”diyecek olsa, sonra da eşyaları bir bir gösterse, “Bunlar nedir?” diye sorsa, şaşırıp kalır, mağarada gördüklerini, şimdi gösterilenlerden çok daha gerçek sanırdı.

Bir de düşün ki tutsağı mağaradan çıkarıp dik bir patikadan güneşin aydınlattığı bölgelere sürükledik. Bağırdı, yanıp yakıldı, öfkelendi… Kulak asmadık. Gün ışığı yaklaştıkça gözleri daha çok kamaştı. Hiç birini seçemez oldu gerçek nesnelerin. Sonra, yavaş yavaş alıştı aydınlığa. Önce gölgeleri fark etti, arkasından insanların ve cisimlerin suya vuran akislerini. Akşam olunca göğe çevirdi bakışlarını, ayı gördü, yıldızları gördü. Zamanla güneşin sulardaki aksine bakabildi. Nihayet gökteki güneşe çevirdi gözlerini. Ve düşünmeye başladı. Ona öyle geldi ki mevsimleri de, yılları da güneş yaratıyor, görünen dünyanın yöneticisi o. Esirlerin mağarada gördükleri ne varsa onun eseri. Ve eski günlerini hatırladı. Ne kadar yanlış anlamışlardı bilgeliği. Mutluydu şimdi, mağarada kalan arkadaşlarına acıyordu. Eski hayatına, eski vehimlerine dönmemek için her çileye katlanabilirdi.

Adamın mağaraya döndüğünü tasavvur et. Karanlığa kolay kolay alışabilir mi? Dostlarına hakikati söylese dinlerler mi onu? Ağzını açar açmaz alay ederler: “Sen dışarıda gözlerini kaybetmişsin, arkadaş. Saçmalıyorsun. Biz yerimizden çok memnunuz. Bizi dışarı çıkmaya zorlayanların vay haline…”

İşte böyle aziz dostum.Sana anlattığım hikaye kendi halimizin tasviridir.”  [Eflatun; DEVLET  (Cemil Meriç/Mağaradakiler)]

Büyük konuştun usta demek geldi içimden. Tuttum kendimi yutkundum. Artık bu bir masal olmaktan çıktı. Eflatun sanki beni alıp geçmişime götürdü mağaraya ve orada sadece sesini duyup aşık olduğum bir gölgeye. Hayır hayır bu gerçek olamaz, Schopenhauer öyle demiyor çünkü. O zaman bu aşk değil.

Durun durun bir dakika! Schopenhauer mağarayı biliyor mu acaba? Kesinlikle benim aşkımı bilseydi eli o kitabı yazamazdı. Evet Eflatun’un dediği gibi ben mağaradaki bir sesi sevdim. Ne var bunda, İbn-i Hazm da rüyada aşık olanlardan bahsediyor. Hoş ben zaten mağaradayken pek hayal de kuramazdım, sonuçta orada tek gerçek gölgeler. Sadece onu dinlemek isterdim, o konuşsun ben dinleyeyim. Schopenhauer bunu herhalde sesimin, affedersiniz borunun içinde birinin konuşuyormuş gibi olmasından dolayı, onun nazenin sesine aşık olduğumu düşünürdü… Bu da doğacak çocuğum için vs. vs…

Schopenhauer’un sesini duydukça, hani küçük çocuklar omuzlarını sürekli olarak kaldırıp indirerek her defasında da “bana ne!!!” derler ya, işte içim gidiyor bu söze ve harekete.

O sesin sahibini bulunca Dostoyevski’nin Kumarbaz’da aşkına dediği gibi ben de latife seslime konuşacağım, bu satıları. “Her yerde yalnızca siz varsınız benim için. Gerisine boş veriyorum. Niçin böylesine çok seviyorum sizi bilmiyorum. Belki de hiç güzel olmadığınızı biliyor musunuz? Düşünün bir kere güzel olup olmadığınızın bile farkında değilim.”  

Eflatun eğildi kulağıma, kaç bin yıl önce sorduğu soruyu yine sordu. “Ti esti to kalon?”(Güzel nedir?)

Tekrar yutkundum. Kaç bin yıldır çözemedin, şimdi ben gibi bir mağara kaçkınına mı soruyorsun bu soruyu? Hay Allah’ım diyorum içimden. Yoksa sesli mi söyledim? İnşallah duymamıştır… Dua edin. Ustayı kırmak istemem…

Senin aşk anını yeterince dinledik, dediğinizi duyar gibiyim. Biliyorum… İbn-i Hazm’ın arkasına saklanarak size şunu söylemek isterim ben de. “Aşık adam her yerde, herkese ondan bahsetmek ister” der ya Hazm, benim durumum da böyle bir şey işte.

Ahhh!!! Zaman yeniden belirdi; zaman hükümdar, zaman hüküm sürüyor şimdi.(Baudelaire).Ve ben her geçen dakika latife seslimi özlüyorum. Saatlerin daha derin, daha anlamlı bir görkemle mutluluğu vurduğu yerde benim mağaraya, latife sesliye gitmem gerek. Unutmuşum… Sevgili Eflatun Usta, selametle, haydi uğur ola…

Yürürken dudağımda şairden hafif bir mırıltı;

Ey latif hanım latife hanım tutulmuşum bir kere malihulyaya bahri efkarımda seni seni seni özlerim…


  Yorumlar

1 Resat 23/09/2011 22:58
Ask mi bu kadar saf dusunulen gunumuzde? Eger ornek vermek gerekirse gunumuzde aski burda anlatilandan farkli yasayan bir suru dizi karakteri var; ferihalar,fatmaguller,mineler,bihterler... Burda anlatilan hayallerde bile yeri olmayan bir ask gibi. Yani inandiriciligi,okuma sevkini surukleyen bir tarafi yok gibi. Belki oyle hissedilerek yazilmis. Ama bana ulasmadi.
Yinede ani icin tesekkurler

2 ceren arı 22/09/2011 22:38
çok başaralı :)

3 Anıl Fuad 22/09/2011 21:44
Zahid Efendi elinizi , kaleminize sağlık, Allah yazma ve anlatma yeteneğinize yeteknek katsın İnş.

4 vedat ÖZTEKİN 22/09/2011 18:00
anlayana mı yaşayana mı ....

5 gokce nurel goktuna 22/09/2011 17:45
cok guzel olmus çok beyendııım .p

«« İlk Sayfa    « Önceki      Sayfa 1      Sonraki »    Son Sayfa »»
   (Toplam 5 Kayıt )   

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR