Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» FERDA GEZER - BALKAN ÜLKELERİNDE TÜRK KÜLTÜR MİRASI
03 Aralık 2013 Salı 15:00
12
14
16
18

ABSSS.jpgOsmanlı Devletinin, Balkanlar’daki hakimiyeti 400 yıldan fazla sürmüştür. Bu uzun dönem boyunca Türk kültürüne ait önemli eserler inşa edilmiş, bölgenin gayrimüslim halkları da bu zengin kültürden faydalanmıştır. Osmanlı Devleti imar çalışmalarına büyük önem vermiş, ardından sayısız eser bırakmıştır. Ancak kültür mirası, mimari eserlerle sınırlı değildir; Balkan topraklarında yerleşen Müslüman-Türk medeniyetinin bütün unsurlarını bu bölgeye taşımış, yaygınlaştırmış ve günümüze kadar yaşamasını sağlamıştır. Örnek olarak Türk yemek kültürüne ait birçok unsur Balkanlar’da gelenek haline gelmiştir; bu çerçevede pide, börek, dolma, gevrek, sarma, helva, boza, salep, kahve, şerbet, kadayıf, baklava, fincan, bardak, tas, cezve gibi sayısız kavram Balkan kültürüne geçmiştir. Bugün Balkan ülkelerinde gezen bir turist, hemen her adımında Osmanlı’dan kalma bir eserle karşılaşmakta, o kültürün izlerini takip edebilmektedir. Uzun yıllar boyunca ihmal edilen ve ancak son zamanlarda yeni yeni ilgi görmeye bu eserler 400 yıl boyunca kök salmış bir kültürü temsil etmektedir.

Mimari Eserler

Balkanlar’da Osmanlı dönemine ait Türk şehir mimarisinin en güzel örnekleri verilmiştir. Bu çerçevede şehir merkezlerine cami-mescit, tekke-zaviye ve türbe gibi dini yapılar; han, bedesten, kervansaray, arasta ve çarşı gibi ticari yapılar; imaret, hamam, köprü, su kemeri, çeşme ve saat kulesi gibi sosyal yapılar; mektep, medrese ve kütüphane gibi eğim merkezleri; kale, kule-ocak, burç ve tabyalar gibi askeri yapılar inşa edilmiştir. Mimari zenginliğin de İslam ahlakının uluslara kazandırdığı bir vasıf olduğunu belirtmek gerekir.

 

Türk mimari tarihinin ünlü isimlerinden Ekrem Hakkı Ayverdi, uzun araştırmalar sonucunda yayınladığı Avrupa’da Osmanlı Mimarisi adlı eserinde, Osmanlının sadece Balkanlar’da 15.787 adet mimari yapı inşa ettiğini ortaya koymuştur. Sadece Bulgaristan’daki mimari eserlerin sayısı 3.399 adettir; bu sayı, 235 adet cami-mescit, 142 medrese, 273 mektep, 174 tekke-zaviye, 42 imaret, 116 han, 113 hamam-ılıca-kaplıca, 27 türbe, 24 köprü, 16 kervansaray, 74 çeşme, saat kuleleri, hastaneler, bedestenler, kütüphaneler ve çeşitli sanat eserlerinden meydana gelmiştir. Günümüzde büyük bir kısmı yok olmuştur; orijinal halini koruyan eser sayısı ise çok azdır.

 

            Edebiyat Mirası

ABDRRR.jpgBalkanlar’da Türk edebiyatının tasavvuftan halk edebiyatına kadar her türünde önemli eserler verilmiş, bu edebi anlayış, bölgede kök salmış ve yerel halkların kültürüyle kaynaşmıştır. Balkan ve Türk grupların arasındaki kültür alışverişi, ortak bir kültürün temelini oluşturmuştur. Bölgede konuşulan Slav ve Türk dilleri alışverişe girmiş. Sayısız Türkçe kökenli kelime, çok sayıda atasözü, deyim, fıkra Balkan kültüründe yerini almıştır. Bunun en güzel örneklerinden biri Nasrettin Hocadır. Anadolu’dan göç eden Türkmenlerle Balkanlar’a ulaşan Nasrettin Hoca fıkraları yerli halk tarafından benimsenmiş ve kendi halk kültürlerine mal edilerek sahiplenilmiştir.

            Türk edebiyatının Balkanlar’da geniş olarak özümsenmiş olduğunu gösteren örnekleri artırmak mümkündür. Bu konuda yapılmış çok sayıda bilimsel araştırma, Slav ve Türk kültürünün kaynaşarak ortak ve zengin bir edebi kültür oluşturduğunu, Balkan kültüründe Türk izlerini takip olduğunu ortaya koymaktadır.

 

 

Türk Kültürünün Saraybosna’daki Kentsel Dokuya Etkisi

            1463’te Fatih Sultan Mehmet’in fethinden 1879 Avusturya Macaristan Devleti’nin işgaline kadar, 400 yıldan fazla süren Türk hakimiyeti sonucunda, Saraybosna’da yaşamın her alanında olduğu gibi mimarlık alanında da Türk kültürünün zengin örneklerine rastlanmaktadır.

            15.yüzyıla kadar belirli bir kent dokusu olmayan Saraybosna Türklerin gelmesiyle organize bir şehir dokusuna sahip olmuştur. Türkler yeni bir şehir kuruncaya kadar yerleşim, kale dibi köyleri şeklinde kalmıştır(Çolakoğlu,1990).

            Geleneksel Türk kenti yapısına göre kurulmuş olan Saraybosna’da toplumun bütün sosyal yaşamının geçtiği çarşı, kentin merkezini oluşturmuştur. Çarşının etrafında, konut dokusunun oluşturduğu mahalleler, düzenli yol ağlarıyla bağlanmıştır.

            Geleneksel Türk kentlerinde olduğu gibi Saraybosna’daki mahalleler de; bahçe içinde gelişen konut dokusuyla, mahalle sakinlerinin temel ihtiyaçlarını karşılayan fırın, manav, bakkal gibi satış birimlerinden oluşmuştur. Mahallelerin gelişiminde arazi yapısı, güneş, rüzgar, su kaynakları gibi doğal etkenlerin yanı sıra yapıları şehrin merkezine bağlayan yol arterleri de etkili olmuştur. Yollar ulaşımın daha kolay olabilmesi amacıyla arazi eğimine paralel olarak düzenlenmiştir. Osmanlı döneminde taşıt söz konusu olmadığı için yollarda yaya ve yüklü atlar ölçek olarak alınmıştır. Sokakların perspektifi, konutların yüksek avlu duvarlarından sarkan yeşillikler, cumbalar ve saçaklarla, yine bu duvarlardaki birer sanat örneği kapılarla hareketlendirilmiştir. 

            Sokakların yer döşemeleri doğal taşlarla oluşturulmuştur. Yağmur sularının birikmesini önlemek amacıyla da yolların her iki kenarına kanallar yapılmıştır.

            Osmanlı mahallelerinde bir başka önemli etken komşuluk ilişkileridir. Konutlar eğimli arazilere yerleştirilirken birbirlerinin manzara, ışık ve rüzgarını kapatmayacak şekilde düzenlenmiştir(Çolakoğlu, 1990).

            Türklerin kurdukları şehirlerde uyguladıkları sistem ve yapı tipleri hep aynıdır. Ancak konut mimarisi; özgün karakterini korumakla beraber, iklim ve arazi yapısı gibi doğal etkenlerin yanı sıra malzeme gibi unsurlara bağlı olarak bazı farklılıklar göstermektedir. Saraybosna’daki konutlarda, bölgenin sert iklimine bağlı olarak biçimde farklılaşmalar görülmektedir. Geleneksel Türk konutlarına göre Saraybosna konutları yüksek çatılı taş konstrüksiyona sahiptir. Saraybosna konutları "halvet" adı verilen tek bir odadan gelişmeye başlamış ve ev sahibinin gelir düzeyine göre Haremlik ve Selamlık olmak üzere iki ayrı bölümden oluşan yapısına kavuşmuştur. Selamlık bölümünde; misafir odası, divanhane, kameriye ve evin genç oğulları için düzenlenmiş odalar, Harem bölümünde ise; evli çocuklar ve evin genç kızları için düzenlenmiş odalar ile mutfak bulunmaktadır.

            Geleneksel Türk konutlarının gelişmesinde dört temel fonksiyon rol oynamaktadır. Bunlar; barınma, dinlenme, ev işleri ve sirkülasyondur. Türk evlerinde en yoğun fonksiyona sahip bölümler; esas yaşamın geçtiği odalar ve ortak mekanlar ile dinlenme mekanları olan divanhane, kameriye ve çardaklardır(Çolakoğlu 1990).

            Konutlar genelde iki katlıdır. Zemin katta mutfak ve kış barınma mekanları; üst katta ise daha çok yazın kullanılan dışa açılan divanhane etrafında dizilen odalar bulunmaktadır. Zemin kat kotunda avlu duvarları ile içedönük konutlar, üst katlarda cumba ve verandaları ile dışa açılmaktadır. Avluda; çeşme, mutfak, ambar gibi mekanlar bulunmaktadır. Komşuluk ilişkileri gereği avlularda birbirine açılan "komşimke" denilen kapılar açılmıştır.

            Türk evlerinde mahremiyet endişesi ile kadınların yaşadıkları mekanlar dışarıdan soyutlanmıştır. Bu nedenle evler avlulu, pencereler ise sadece iç mekandan sokağın görülebileceği şekilde kafesli yapılmıştır.

            Dükkanlar genelde ahşap malzemeden yapılmıştır. Çarşı içindeki cami, medrese, hamam gibi kamu yapıları ise kargir olarak inşa edilmiştir.

            Sonuç olarak; Balkanlardaki Türk egemenliği, birçok kentin kurulmasını ve gelişmesini sağlamıştır. Zengin vakıf tarafından gerekli yeni yapılar inşa edilmiştir.

            Osmanlı Saraybosna’yı camileri, kiliseleri ve sinagogları ile üç büyük dine mensup ve farklı ırklardan insanların barış içinde yaşadığı bir şehir haline gelmiştir. Saraybosna’daki Gazi Hüsrev Bey Medresesi başta olmak üzere, Türkler tarafından bir çok medrese ve hem Müslüman hem de gayrimüslim halka göre okullar açılmıştır. 1865 yılında Rüştiye açılmış ve İstanbul’dan öğretmenler gönderilmiştir. 1866’da matbaa kurulmuştur. Türklerin getirmiş olduğu bütün bu yenilikler, bölgede bilim ve kültür açısından gelişmeyi sağlamıştır (Gölen 2002).

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR