Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» BENİM BAHATTİN YILDIZ’IM -CİHAD YURDABAKAN
20 Ağustos 2011 Cumartesi 16:2
12
14
16
18

Martin Heidegger’in Conradin Kreutzer’in ölüm yıldönümünde yaptığı konuşmayı okuyunca çok şaşırmıştım. Alman filozof, bir başka Alman ve aynı zamanda müzisyen olan Kreutzer’in hayatı üzerine konuşmak yerine “vatan müdaafası ve  düşünce”  konusunu seçmişti kendisine. Ona göre vatan, üzerinde yaşanılan toprak parçasından ibaret değildi. Bu nedenle bir bestekârın ölüm yıldönümünde vatan müdafaasından konuşulmasının hiçbir abes tarafı yoktu bilakis konunun vatan olması gerekliydi. Çünkü vatan geçmişte yetişmiş büyük insanların gelecekte de yetişebilmesinin teminatıydı. Conradin Kreutzer Alman vatanının bir değeriydi, onu Almanya’dan ayırmak ve Almanya’sız bir Kreutzer’den bahsetmek çok güçtü. Yapılması gereken şey, onu ortaya çıkaran, yetişmesini sağlayan vatanın nasıl bir yer olduğunu anlamak, anladıktan sonra da bu vatanı müdafaa etmekti. Heidegger, gereksiz övgülerin konuşulması gereken asıl şeyin üstünü örtmekten başka hiçbir işe yaramadığını biliyordu. 

Malum, ne Kreutzer ne de Martin Heidegger Türk topraklarında yetişmedi. Biz Türkiye’de yaşayan insanlar için bu sözler ne anlam ifade edebilir? Bu iki ismin Türkiye’ de yetişmemiş olması söylenen şeylerin doğruluğuna etki edebilir mi? Hem evet hem hayır. Bizim bir Kreutzer’imiz yok, olması da beklenemez. Fakat bizim daha değerli şeylerimiz var ve bundan sonra da olması gerekiyor. Şahsen ben, on tane Kreutzer’i bir Bahattin Yıldız’a değişmem. Çalışma masamı güzel bir tabloya değişmeyeceğim gibi. Belki Alman ülkesi güzel tablolardan oluşan bir açık hava müzesiydi. Türkiye’nin böyle bir ülke olmasını istemiyoruz. Türkiye’nin üzerinde “iyi” işler yapılan bir çalışma masasına ihtiyacı var.

Bahattin Yıldız Türkiye’nin yetiştirdiği bir halk kahramanıydı. Bu toplumun belki yüzyıllardan beri süren, kahraman çıkarma becerisinin son örneğiydi. Yaptıkları, olmasa da olur denebilecek şeyler değildi. Bir kahramandan beklendiği gibi çoğu zaman olması gerektiği yerde olurdu ve yapılması gerekeni yapardı.  O, sıradan insanların yanında olmaktan hoşlanırdı. Kahramanlığını da buna borçluydu. İhtiyaç sahiplerine yardım etmek için bütün imkanları zorlardı. Bunu yaparken kimseyi kırmaz herkesin hassas noktasını öğrenmeye çalışırdı. Hiçbir maddi üstünlüğü kabul etmezdi, üstünden başından anlardınız bunu. Hatta bir keresinde TV’ye çıkacağı için kıyafet almaya götürüldüğünü duymuştum ona kalsa üstündekilerle çıkacaktı ki hiçbir sakıncası yoktu. İnsanların kötülüklerini yüzlerine vurma çabası içinde değildi. Bırakın böyle bir çabayı çoğu zaman o kötülükleri görmezden gelirdi. Bunun çok da iyi bir şey olduğunu düşünmüyorum hatta bazen “keşke insanlara gerçekte ne olduklarını söyleseydin de onlar da kendilerine şöyle bir dönüp baksaydı” diyorum, kızıyorum. Ama öyleydi işte, görev hususunda olduğu gibi diğer birçok hususta da önce kendi yaptığının tam ve doğru olmasına dikkat ederdi. Bahattin Yıldız’a baktığımda hep daha iyisini yapmaya çalışan ve yılmayan bir insan görürdüm. Bir tür mükemmeliyetçilik değildi yaptığı. Aksine, hatalara takılmamak ve bahane bulmaksızın yapılması gerekeni yapmaktı. Bahane bulanlara gerçekten kızardı. Kendimden biliyorum. O kızdığında hatalı olduğumu hissederdim, otoritesine kesinlikle karşı gelemediğim için içimdeki üzüntü kızgınlığa dönüşürdü. Otoritesi zorla oluşturulmuş bir şey değildi, doğal haldi bu. Bahattin Yıldız’ı tanıyan birçok insan otoritesini kabul ederdi. Fakat karşılığında çok önemli bir şey kazanırdı. Koskoca adamların onun çevresinden ayrılmak istememesine sebep teşkil eden şeyi, yani güven duygusunu. Bahattin Yıldız’ın kahramanlığı tam da burada başlıyordu.

Bir baba, çocukları için kahramandır. Çünkü çocuklar, kendilerini babalarının yanında güvende hissederler. Babalarının kendilerini her türlü kötülükten koruyacağını düşünürler. En küçük şeyde soluğu onun yanında alırlar ve dertlerinin çözümünü ilk önce ondan beklerler. Bizim onun yanındaki halimiz bir çocuğun babasının yanındaki haline çok benziyordu. Bahattin amca varken bize bir şey olmaz diye düşünürdüm. Bir tür koruyucu, kurtarıcı işlevi vardı. Ve bu işlevi sadece belli kişiler için değil ulaşabildiği herkes için kullanırdı. Yani gerçekten halk kahramanıydı. Ona isteyip de ulaşamamak mümkün değildi. Her zaman, herkes için en ulaşılabilir yerde olurdu. Sohbet ederken karşısındakini gerçekten dinlerdi. Sorulan soruya kesinlikle ters bir karşılık vermezdi. Sabır sınırlarını zorlayan sorulara bile yumuşak bir karşılık vermeye çalışırdı. Entelektüel birikim edinmek gibi bir derdi yoktu, en azından ben böyle bir şey görmedim. Ama bu demek değil ki entelektüel birikime sahip değildi. Bana okuduklarını ihtiyaçtan okuyormuş gibi gelirdi. Yani kitapların dünyasını yaşadığı hayattan üstün tuttuğunu iddia etmek çok güç. Aksine, bir amaca yönelik okurdu. Edebiyatın da bir amaca yönelik olmasını isterdi.

 Övgülerin konuşulması gereken asıl mevzunun üstünü örttüğünü söyledik. Şunu da ekledik:  yapılması gereken ilk şey anlamaya çalışmaktır. Bahattin Yıldız övgüsü, yapılabilecek en kolay şeydir. Fakat bir insanı veya düşünceyi anlamaya çalışmak zahmetli bir iştir. Önemli olan Heidegger’in de dikkat çekmeye çalıştığı noktadır. Bahattin Yıldız bu ülkenin yetiştirdiği bir değerdir. Bundan sonra da Bahattin Yıldız gibi insanların yetişebilmesi için bu ülkenin var olması gerekir. Benim için bir tane Bahattin Yıldız vardır ama bir halk kahramanı olarak Bahattin Yıldız tarihi bir çizginin devamıdır. Bundan sonra yapılacak çalışmalar onu markalaştırmamalı bir tarihi kahraman olarak Bahattin Yıldız’ı anlamaya teklif niteliğinde olmalıdır.


  Yorumlar

1 fatma zehra yurdabakan 21/08/2011 03:07
Bahattin amcanın vefatının ardından yapılan bütün övgü dolu anma törenlerinden sonra şöyle düşünmüştüm;bahattin amca kendisinin bu kadar övgülerle analtılmaktan çok fikrinden,inancından ve davasından bahsedilmesini isterdi.Elbette bunlarda anlatıldı fakat yeterli değildi, baskın değildi.Esasına bakarsanız yukarıdaki yazıyla kardeşim düşündüklerime tercüman olmuş.

2 metin 20/08/2011 23:29
Conradin Kreutzer kim kardeş? tanıyamadım.

«« İlk Sayfa    « Önceki      Sayfa 1      Sonraki »    Son Sayfa »»
   (Toplam 2 Kayıt )   

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ BİR HATIRA
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR