Giriş Sayfam Yap Favorilere Ekle Sitene Ekle Arşiv RSS
ANASAYFA KOMŞULAR UYANSA YETER! YAZARLAR KÜNYE İLETİŞİM
KÜLTÜR SANAT BİZİM KİTAPLIK AKTÜALİTE TARİH POSTASI EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE DOSYA GEÇMİŞ DOSYALAR ARŞİV
» ASUMAN GENÇ - FESİN KABUL EDİLMESİ VE YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLAMASI
18 Temmuz 2013 Perşembe 10:00
12
14
16
18

Anadolu’da yeni bir içerik ve biçim kazanan erkek giyim-kuşamı bu özelliğini 19.yy’ın başlarına kadar koruyabilmiştir. İkinci Mahmut’un yeniçeri ocağı ile birlikte askeri kıyafetleri kaldırması, giyim konusunda yeni bir dönemin başlamasına neden olmuştur. Kapıkulu ocaklarına son verilirken, yeniçeri ocağının kurucusu sayılan Hacı Bektaş’ın adını taşıyan Bektaşiliğe karşıda harekete geçilmiş ve Bektaşi tekkeleri kapatılmıştır. Bunun yanında zeybek kıyafetleri çirkin bulunmuş ve yasaklanmıştır. Buna bağlı olarak giyim konusunda bir boşluk meydana gelmiştir.

Yeni kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye için bir başlık belirlemek gerektiğinden dolayı, Şubara’nın giydirilmesine karar verilmiştir. Islavca bir kelime olan şubara, çuhadan yapılmış olup, yuvarlak tepeli ve dilimli bir başlıktır. Bundan öncede 1808’de Sekban-ı Cedid adıyla kurulan askeri birliğe giydirilmiştir. Şubara biçim itibariyle de bostancıların giydikleri baratayı andırmaktadır. Fakat bir süre sonra Husrev Paşa’nın İstanbul’a gelirken donanmadaki askerlere giydirmiş olduğu fes daha güzel bulunmuş ve şubaradan vazgeçilmiştir. Toplanan Mecliste yeni orduya fes giydirilmesi kararlaştırılmış 1829 Nisanında bir elbise tüzüğü hazırlanarak yürürlüğe konmuştur.

Tarihi çok eskilere dayanan fesin kökeni çok büyük bir ihtimalle Anadolu olup, Frikyalılara kadar gitmektedir. Grek kolonilerinde azat edilen esirlere kırmızı başlık giydirildiği bilinmektedir. Roma İmparatorluğu döneminde de görülen bu başlık Kuzey Afrika’da yayılmış ve Fas’tan başlayarak Tunus, Cezayir bölgesinde tutunmuştu. Öte yandan Fransa’da da kabul görülmüş ve ihtilal savaşları sırasında oradan Yunan adalarına yayılmıştır. Böylece Akdeniz bölgesinde bilinen bir başlık olan fes, İkinci Mahmut’un fesi yeni ordusu için seçmesinden önce de Türkiye’de tanınmaktaydı ve daha çok kadınlar tarafından giyilmekteydi.

Fes ilk kabul edildiğinde püskülsüz iken süs niteliğindeki püskül sonradan eklenmiştir. Püskülün ne işe yaradığı konusunda da çeşitli fikirler ve yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Mesela, 1892’de Yunanistan’a giderken İstanbul’a uğrayan ve Yıldız Sarayında konuk edilen Siyam elçisi Prens Damron-Graianubhab, bu püskülün ne işe yaradığı sorulduğunda ise kendisinin şu cevabı verdiği belirtilmiştir: “sinekleri kaçırmaya” yanıtını vermiştir.

İkinci Mahmut fesi sadece giydirmekle kalmamış düzenlettiği giyim tüzüğünde , Asakir-i Mansure için elbise olarak topuklara kadar inen geniş bir pantolon, vücuda sıkıca yapışan bir ceket ve ayağa da potin giyilmesini zorunlu kılmıştı. Bir süre sonra da feste olduğu gibi devlet memurlarının da ceket-pantolon giymeleri istenmiştir. Böylece arasında devlet desteği bulunan yeni erkek giyimi başkent halkından başlayarak büyük kentlere doğru yayılmaya başlamıştı. Giderek de Tanzimat giyim-kuşamı denilen yeni bir tip giyim ortaya çıkmıştı. Bu bir yönüyle de Tanzimat döneminin genel niteliğine uygun olarak giyimde bir ikilik demekti. Kentlerde özellikle din adamlarının, kırsal kesimde de halkın giydiklerinden farklı olan yeni bir giyim kuşam ortaya çıkmıştır.

İlk zamanlar İslamiyet’e uygun olmadığı düşüncesiyle karşı çıkılan fes, imparatorluk düzeyinde yaygınlık kazanmıştır. Ancak ceket-pantolon başkent dışında sadece büyük kentlerde yer etmiştir. Giyim alanı genişleyince istekleri karşılayabilmek için başkentte bir fes fabrikası kurulmuştur. Fabrikanın bulunduğu Haliç’teki semt de Feshane diye anılır olmuştur. Buna rağmen gereksinim, tümüyle karşılanmadığı için dışarıdan fes satın alınmaktaydı. Türkiye’ye fes satan ülkelerin başında da Avusturya’nın Bosna-Hersek’i işgal etmesi üzerine İstanbul’da Avusturya mallarına karşı boykot ilan edilmiş ve fes giyilmez olmuştu. Onun yerine toprak renkli bir tür başlık giyilmeye başlanmıştır.

Bir başka büyük değişiklik ise, Osmanlı İmparatorluğunun Müslüman olmayan tebaasının giydiği kalpağın güncellik kazanması ve giderek Müslümanların da sarık ve fesin yanı sıra giydikleri üçüncü bir başlık durumuna geçmesidir. Orta Asya kökenli olan kalpak Türklerin göçleriyle birlikte Avrupa’da da kullanılmaya başlamıştır. Macar Husar’larının 1763’e kadar kalpak giydikleri görülmektedir. Napoleon Bonaparte dönemi Fransa’sında ve Alman ordusunda da kullanıldığı bilinmektedir. Kalpak bu sayede Avrupa’ya yayılırken Orta Asya’daki Türkler arasında da varlını sürdürmüştür.

Anadolu’da İslamiyet’in etkisiyle sarık benimsenince kalpak, Müslüman olmayanların giydikleri bir başlık niteliğine dönüşmüştür. Özellikle Yahudi hekim ve sarraflarla, Rum tercümanlar kalpak giydikleri için hekim kalpağı, tercüman kalpağı gibi türler ve deyimler ortaya çıkmıştır. Osmanlı ordusunda sadece delil sınıfı denilen hafif süvarilere bir tür kalpak giydirilmiştir. 15.yy’da kurulmuş olan delil ocağı, yol göstericilik ve kılavuzluk yapan bir sınıftır. Başlangıçta başlarına benekli sırtlan veya pars derisinden yapılmış bir endaze uzunluğunda (65cm.) boru gibi ve üzerine sarık sarılan bir kalpak giymeleri kabul edilmiştir. Ocağa yeni alınan gençlere kalpakları törenle giydirilmektedir. Kapıkulu ocaklarının kapatılması ve yeni ordunun kurulması ile delil ocağı da ortadan kalktığı için kalpak genelde Müslüman olmayan tebaanın giydiği bir başlık olma özelliğini korumuştur. 1842’de Sadrazam İzzet Mehmet Paşa, yayımlattığı bir ferman ile Müslüman olmayan erkeklerin, özellikle de Ermenilerin kalpak giymeleri zorunlu hale getirilmiştir.

19.yy’ın sonlarına doğru Müslüman Türklerin de kalpak giymeye yöneldikleri görülmektedir. 1903’te İkinci Abdülhamit topçulara ve süvarilere fes yerine kalpak giydirmek istemişti. Fakat İkinci Mahmut döneminde şeriata aykırıdır diye fese karşı çıkanlar, şimdi fesi şeriatın öngördüğü bir başlık kabul edip, kalpağa karşı cephe almışlardır. Bununla birlikte kalpak zamanla kabul görmüş ve Meşrutiyet döneminde ordu mensupları ile zaptiyenin kalpak giymelerine karar verilmiştir. Böylece bir askeri başlık halini alınca, çuhadan olan tepesinin rengi sınıf ve rütbelere göre değişmiştir. Fesin yaygınlaşmasında olduğu gibi orduda başlayan bu yeni başlık giderek devlet memurları ve halk arasında da yayılmıştır. İmparatorluğun son yıllarında ordu ve güvenlik kuvvetleri dışında resmi görevlilerde kalpak giydiklerinden fesin kullanım alanı daralmıştır. Enver Paşa ve Mustafa Kemal gibi ordunun önde gelen ve toplumca sevilen komutanların kendi zevklerine göre yaptırdıkları kalpaklar da onların adlarıyla belirlenen bir biçim oluşturmuştur.

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :


 

                            

YAZARLAR
UFUK KÜÇÜK
--------UFUK KÜÇÜK----PİŞMANLIĞA MUŞTU---
SEDA Ç.
SAYIN SEN
YİĞİT KOÇ
İYİLİK ANLAYIŞLARI
UĞUR GÜVEN
----------ŞAŞIRMAK HAKKINI ELDE BULUNDURMAK-------------
REŞAT BAŞER
OSMANLI TUĞRASI BİZDEN ÖNCE
SAMİ EREN
SAHİ, İSMET ÖZEL 15 TEMMUZ AKŞAMI NEREDEYDİ?
RIFAT TÜRKARSLAN
DİNDARLIK
ASYA DENİZ
----ASYA DENİZ----SİYASETİ HEYBENİZDEN ATIN BİR KENARA
YASEMİN KARAMANLI
BAYRAM EĞLENCE MİDİR?
CİHAD YURDABAKAN
CEMİL MERİÇ:ENTELEKTÜEL BİR ÜS
TUĞBA ÖZDEMİR
ÖFKELİYİM
RAMAZAN EGE
----MEZHEP SAVAŞLARI YAHUT BİRLİKTELİK KAYGILARI ----
TAYFUN DEMİR
KISA NOTLAR -I-
ÇOK OKUNANLAR bu hafta | bu ay
ÇOK YORUMLANANLAR bu hafta | bu ay | bu yıl
İstatistik

Site En iyi Mozilla Firefox ve Chrome Tarayıcısıyla 1024x768 Çözünürlükte Görüntülenir. Tüm Hakları Saklıdır.

AKLIMIZA DÜŞÜNCE 2011

EDİTÖR